Cumartesi, Kasım 06, 2010

Pardon?!

Gerçek olanla yüzleşirken, seslendiğin duygular tılsımlı bi' şekilde köşe kapmaca oynuyor. Zorlama be klavye yaz işte demek neye yaramıyorsa geçmiş çağrışımları çağrılamak da birşeye yaramıyor. Yine aynı dalavere, aynı senfoni kışkırtır gibi derinden ama uzun fay hattı çabasıyla -bana kıkırdayarak- sinir ile sınır noktalarımı zorlayarak ilerliyor. Ve ben ilk kez bir şarkı odaklı olmadığımı ona ne kadar söylesem de aynı fay hattı yüksek yıkımlarla kişiliğimi zorluyor.

Depresif halleri kendine yakıştırmaz insan denen, kabul etmek istemez aslını. Aksine yoğun depresyon halinde olduğumu şiddetle kabul etmeme ve ettirme çabama rağmen çevre sakinleri inatla "ben de hıhım.." şeklinde dönüşler almam da yoruyor. Çare aramıyor olmanın verdiği bir tanımsızlık da var. Hani biri çıksa gelse; "Ben o dertlerin çözümüyüm" dese kehkeh gülecek bir halim var. Sorum bile var bu şahsa "Dert nerde?" şeklinde giydirme bile yaparım amiyane.

Gelgelelim satılık dairelerin kredisel hali, 5- 6 kasım muhabbetlerine bile geriliyorum. Bişey istiyor olup, hedef kestirmeleri yapmaya özenir durumlarındayım. Çare Sarıgül?

Bu kez kıskaçlar dar, alan; paslaşmaya bile müsade etmeyecek kadar terbiyesiz. Senin o maske dediğin ruhsal oyunlarım var ya, onlar teker teker suda yüzebilir hale geldiler. Katıksız alkolün bünyeye verdiği hasar gibiyim, namusait bi' yerde inecek var! Durur musun? Hayatımın sakin gorunumlu manyak şoförü?

Tamam lan! İyiyim ben. Evet evet. Müzik, kitap, filmim ben. Sabahım bazen, karanlıktaki enginliği bozan o kadınım ben.

Pazartesi, Ekim 18, 2010

Mim Şettirtmesi.

Çalınası şarkı'mdır. Sokaklarda daima bekleyeceğim sürekli çalacağı günü.
Koop- İsland Blues



Gidilesi araç 1941 model 3103..

Pazar, Ekim 17, 2010

Anka.


Gerçeğin yansıması üzerine, önlemek maksatlı tuttugum ayna bile kendine ket vurdurup, çıktı karşıma. Güzel geçirilmiş bir kaç günün üzerinde Sarıgerme' den dönerken bişeylerin ters gideceği konusunda endişelerim vardı olmasına. Hiyerarşisine alışamadığım, bürokrasisinin altında sinsinin yattığı gerçeğiniyse kimseye anlatamadığım görevimi icra etmek üzere bulunduğum yer bile ait olma hissinden çok uzaklaştırmıştı beni. Başlarken güzeldi herşey de biterken seyretmesi çapraz bağların kovalent unsurunu semirmiş görünüyor.


Sahil kasabası hevesim, Ortaca' daki nar ağaçlarını görünce pekişirken sabah denizin ılık suyuyla, -malum Ekim ayında- uyanmaya hasret, bina arası senfonilerimiz bizim. Hevesle kalem- kelam edesigelenlere ithafen, peşpeşe olan özel gün kırıntılarından sonra, ışığın mum olduğu zamanda yazmaya çalışıyorum.


Bugün ilk ve son kez hissettiğim aidiyet hissinin sadece ilk de kaldığı ve sonlandığı hususunda muktedir oldum. Gençlerin birbirini tanıması durumunun 50' lerdeki sistemde işlemesini isterdim, bana bıraksalardı zaman seçme eylemini.


Uzun bi yol gibi göründü bu kez, yürümeye başladığım yol, O' nun sesinin tedirginliğinden anladığımın, hissiyat saatimle uyuşması da cabası oldu. Belki en eskisi en eskinin en yenisini bile biliyor durumdadır. İşlerim, düşüncelerim ve algılamaya çalıştıklarım karmaşıkken sadece 2 şarkı dinleyip, beyin loblarımı gevşetiyorum.


Sol göğsümde oluşan çaprazlama sancı; "mide boşlugunu ve gögüs kafesini kitleyelim bu gece, sen bize lazım degilsin!" naraları atarken, bu kadar da argo olmayın be! demek istiyorum. (iç ses)


Kıvrılıyorum şimdi. Sıcak sandığım mutfak köşesindeki çilekli sütlere, buzdolabından çıkarttıgımız mutluluklarla, bir kanepeye sıgabilmenin onurunu anımsıyorum. Bu gece çok şeyi anımsıyorum. Bu gece birçok şeyi anımsıyorum. Bu gece O' nunla olan zamanlarımı, şimdi "O" olması zamanlarımı kanıksıyorum.
Şarkılarla kendini anlatabilmek konusundaki atıflara sarılıyorum.

Bu gece yine Minik; koynumun veziri, mor sekans; ağzımın mühürü, yağmur gürültüsü de bastırdıgım sesim olsun. Sen olsun rüyam. Ben olsun hayatım. .

Mutluyum demesine de mutlu et beni, huzur.

Fazla mutluluk nazar etmez. Benim de olsun.

Cuma, Eylül 24, 2010

22.8.1 Anısına.

bi anda kendini balkonda bulan ben
gidişinin hesaplamasıyla karşıma çıkan rakamlar ve sen.
2281 gün..

Pazar, Eylül 12, 2010

Bir düğün ertesi balkon sefası, üzerine teras sefası.
olağanlar bazen mecazen lutfedilir ya,
aynen benim onu suyuna kavuşturma çabam gibi.

Şarkıların şahsına münhasır kelime kimlikleri,
Bendeki O ifadesiyle öyle özdeşleşti ki bu gece,
Balkonda O' nunla kaldım bi ara.

Sıfat bulamıyorum hadi, özneler hangi kutuda acaba,
Acun' da yarışır hissiyatından bıksam da,
istemsiz ona sığınma çabasında olduğum kendi gerçek ritüelim.
Ben senin damarlarında gizliyim,
Ey beni anlamayan, beni belki de hiçbir zaman anlamayacak olan.
Herneyse lerimde gizliyor biriktiriyorum seni.
Bi gün çılgın alışveriş pazarında harcamak dileğiyle.
Su' sayınca sen su' suyorum ben.

Perşembe, Ağustos 12, 2010

Senleyken bu hayat.

Göğüs kafesimde oturan sen,
Ağırlığını al artık üzerimden.
Yoruyorsun beni sen,
Kelimelerimi 3 kişiyle 2 kişi arasında bencilleştiriyorsun sen.

İçimden ettiğim hakaretlerle,
Sayın Sen,
Uzak durman için, durdurdum seni.
Uzak olman için, istedigim gidişin,
Peşimdeki senden çekti beni.

Bugün acıdı biraz tufçe.
Bugün yordu son kez sürdüğüm kokun beni.
Senin olmamak için verdiğim günlüksel savaşlarım, bugün arkama bakmadan ilerlememi söyledi, zamanın içindeki hayırla. Yok olmadın henüz, durdurdum ama kendimi.

Kendimi Lizozom gibi hissetmem de bundandır. Sendendir. Tek kelimelik, iki hecelik adındır, iki anlamı barındıran bünyemde. Uyumuştuk ya, uyumamış, uyanık kalmışım. Şimdiyse aslında uyuduğumu anlamışım. Susmuşum. Herneyse.
Sindireceğim yine varlığın giderken, artan varlıklarımla.
Sindireceğim yine. Zarar verirsei delinirse zarım. Yırtacağım, yutacağım.

Belki bi gün kendimi de.

Pazar, Ağustos 01, 2010

Back to the Love.

Her nokta seçim zorunluluğu yaşatıyor insana, seçme şansı vermeden; ukalaca. Doğaçlama sürecinde yakınmalar başlar. Gerçek dansçı, aynada kendi gözlerinin içine değil de; hatalarını görmek için hareketlerine bakar. Sonelerin ayakta alkışlanması için, "orda" olmaktır önemli olan. Birilerine tepki olsun diye gösteri yapar ya insanlar, geçmişte birikenleri karmaşıklaştırıp fikir önerisindedirler aslında. Bir nevi felsefi bişey olmadan kendilerini sadece göstermek amaçlı.

Gelgelelim bi' balkon konuşması. Bir karı-koca analizi. Mutsuz beraberliklerin sonucu iki kadın buluşması. Yürek acıtır böyle durumlar. Sakin sakin huzursuzluklarını birbirlerine aktarıyorlar. Ve fak' at neden evli olduklarının farkında değiller.

Bense uzun zaman sonra aşık olmak nedir unutmuşken, kendimi biriyle birlikte o mutlu mesut haller halinde görmeyi arzu ediyorum. Bunu bi de uzun zamandır yapıyorum kendime.

Kim ne olduğundan uzak, birine ait olma hissiyatına yakın olmak..

Biri bana söylesin. Bişeyler desin. Bira içmeli. Biraz daha içmeli.

Kelimeler dengesizleşiyor.
Ter denemesini hissederken,
Derininde büyümemeyi yaşıyorum.
O huzursuz, ben tatsız.

Kelimeler yine dengesizleşiyor,
Aktaramıyor, huzursuzlaşıyorum.
Yaşamak istediğim pembe balık Pakize kadar hırçın,
Pijamalı Osman kadar sadık.

Kelimeler dengesizleşiyor,
Karıştırdığım sedalar nakış olarak işleniyor beyne,
Yormasa da temettü ediyor.
Birlik içinde dirliğin saygısızlığını anımsıyor.
Elektrik anını hatırlamak istiyorum.

Ve kelimeler bir kez daha dengesizleşiyor.
Onunla olmak istediğim yerde bile,
O olamasam da, onun da olamıyorum.
Bir bardak dahalarım bile küçümsenmiş.
Hadi gülümse artık, mutlu ol sen o kuyruklu kadar.
Derin ol sen, o hırslı kadar.
Hakim ol ben, bi' zaman Ben olabildiğim kadar..

Aşık olmak istiyorum.

Perşembe, Temmuz 22, 2010

Dna Ürkmesi

Teker teker tanımlayamıyorum ailem insanlarını. Hepsi aslında o kadar ayrı telden çalıyorlar ki. Kimi çok sinirli, kimi çok duyarlı, kimi hiç sınır tanımazken, kimi adım atarken acaba göktaşı çarpma olasılığı nedir konusunda teoremler üretmekte.

..
Genel geçerlilik sonucundan kaynaklandığına inandığım kesin bi' problemim var. An itibariyle bunu iyice hissediyorum.

Ailemin ortak noktası; dinlememek.

Benim kendimi haklı çıkartma çabam da burdan geliyor sanırım. Sürekli kendimi anlatmaya çalıştıgım bi' topluluk içindeyim, yaklaşık 6 yıldır. Korkuyorum da aslında tavırsal olarak herkesten bişeyler ögrenme çabası içindeyim genel olarak, bunun dışında insanları dinlemeyi de severim. Ancak evin kahverengi kapısından girerken zırhımı hiç tutkallamadığım kadar üzerime alıyorum.

..
Hayatın zaman değerini hesaplarken, rüyada uçmanın güzelliğinin farkına varıyorum. kolları açarak süzülmek. Güçlü gibi.
Ve sonra konuşurken daha az anlaşıldığımı farkediyorum, aslında hayvanlar daha iyi anlaşıyor. Yine -muş gibi yaptım, yine sus-muşum gibi yaptım, yine sen-mişim gibi yaptım.

Çarşamba, Temmuz 07, 2010

Koşmadan Yor.

kalkıp yürümek istesem
dokunmak istesem
kaçsam da kurtulsam mı ya da?
kısmi felcin bütünlüğü varken bünyemde
ne güç var ne gerek sayende..

söylerken durulup, koynun derindir diye
sana yaslanmaya çalışıp,
bi' altı yıllık açıkla boğuşurken
nefesini haketmedim mi ki?

yaşayamadığımız zamanlara hapsolurken,
koşup yine sende bulduğum sakinliğim
yordu degil mi seni de..

gelme bana mevlana usulü.
ne senliğin ne benliğin gelir bana.
sadece senken kromozomlarım değişir
içinde yaşadığın ruh halleri
yorar beni sevgili.

sevgili midir, derinlik midir?
biz kalmayı kaybetmektir.
yok olmadan yanaş ki
görebileyim o masalsı pembelerini.
bi akşamın hevesiyle yakışır ruhlarımız,
belki bi sahil kıyısı
belki bi yatak odası.

keyif vermiyor senlilik
kanadın acısıyla, kokunun karmaşıklığı
beynimin ücra köşelerini yorarken
dokun bin ah işit modeli.

o kelam, bu selam demeden koşuyorum varlıgına. nerde senin geri dönüş mekanizman. hissetmeyeli çok olmadı ama yaşamayalı seni; çok oldu be adam-kadın. rüzgarın hevesini bile sindirmişsin bünyende, göremiyorum o bulut arası senkronizasyonda. dokunma mutluluklarıma,
keza tıkıyorsun açıklarımı; kapatmak yerine.

Cumartesi, Haziran 05, 2010

Uzaktan Doğana

Sakinliğine sarılır insan sevgilinin,
Huzuruna güvenir de basar ya bağrına,
Bir kıvılcımla yanar bedenler,
Sevmeyi seversin zamanla.

Güzel sevdi diye sevmiştim.
Saygıyla bakardı parmaklarımın arasındaki çizgilere bile.
Şimdi buzda ayak uçlarım.
Soğudu o yanan bedenlerden biri.

Kelime sürüleri elimde,
Dilime yönelmekten uzak.
Ben yakın sen uzak,
Sen yakın ben uzak.

Zamanın birikimi olsa da içimde
İçimde biriktirmeyi sevdim,
Dışa savurdukça içlendim,
İçlendikçe konuştum,
Konuştukça yoruldum,
Yoruldukça Sustum.

Şimdi o susmayan kelimelerimi tutuyorum iki kişi adına belki bir gün işe yarar da söyleyebilirim diye..

Salı, Mayıs 18, 2010

Bana da oldu birşeyler!

Samimi bir yoldaydım aslında, ideallerine koşar adımla ilerleyip, herkes gibi yapacaktım. Rotamı hiç olmadığının da tersine, belki ötesine ama kanaat ettiğime çevirdim. Yetecekti düşlediklerime; armağanlarıma..
Zamanın yongalarıydı birikimlerim; Adam Smith' ti bazen, Marks oldu zaman zaman, Asaf Savaş' la çelişti, Cumhuriyet okudu.
Terminolojim bildiklerimdi ve zamanında bilmek istemeyip de öğrendikçe sevdiklerim oldular.
Sonra bitti; dönümün başladığı yerlerde. Bambaşka hevesler ödüllendirdi ruhumu (Bu tasvir için erken belki, his işte). Kesmeden kopyaladım ki avuç içlerime baktığımda o izleri hissedebileyim. Tasvirle anlatmayı sevdim. Ağlarken bildim şimdinin kıymetini. Gülerken öptüm o film karelerini.
Herkes oldu içim de, bi' ben olamadı. Olabilmeyi umud ediyorken, kaldı kendinde çözmeyerek.
Yeni heveslerimi ceplerime doldurmak istemedim, yiyorum her seferinde. Onları dolabıma sakladım, istedikçe işleyeceğim zihn-i dünyama!
Senin, benim veya birilerinin bilip bilmediğini kestiremiyorum ancak kelamların içinde birşey var ki bu gecedir meraklanma duygusuna atfolunmanın.
Arka bahçede gizli bi' bahçe var; zamanla ben de bakıyorum oraya, belki gülümsemek istersin?

Seni de beklerim.

Pazartesi, Nisan 05, 2010

Kendimden İleriye.

Ne de güzelmiş İzmir' in kavakları..
Sunset' de birası, Kordon da cabası.
Çok sevilenle yapılası seyahatlermiş kendini kıldıran.
Neptün' le aramda ne kadar var ki?
Mutluyum Hatay kadar.
Crown kadar şık ve güzelim.

İçimdeki Muğla aşkıyla çıkarken yola, solugumda dünyayı gezdim aslında. Ben uzun yolculuklarda ışıklarda bırakıyorum dertlerimi, her kırmızı ışıkta bir keder serpiyorum. Sessizleşiyorum, sanırım dedikleri büyümek kelimesinin tadına varıyorum.

Bin pişman olduklarım da olsa,
Şarap içerken Ugur' la film aşkıyla, Günseli eklendi sefamıza.
Coştuk eglendik buharlandık belki sonrasında..

Kimler geldi geçti de kıyamadım kimlerime, benliğimdekilerime.
Hayat' ı yeniden tattım,
Yeniden yaşadım belki 1, 2 günde.
Kimse de değil kendimde aradım gerçeklerimi de.

Güzeldi, benim olmayanı benim saymak bile.
Benim olmamışı benim saymak bile.
Benimle olmasını istemediğimi benim saymak bile.

Pazar, Ocak 24, 2010

Gün Geçermiş.

Herkes ne kadar ısrarcı ve inatçıymış meğer,
Kendi istediklerini dikte ederken vazgeçmezlermiş.
Ve iplerim..
Neden bu kadar gergin?..
Sürekli bi yerlere bağlanmışlık hissi sömürüsünden kurtulmalı.
Bi kaç adım daha ilerliyorum
Yalan..

Ve bir gün daha..
Buğulu camın esrarına sığınarak
Perdeyi sonuna kadar aralayarak gülümseyen yüzleri görmek adına bakıyorum bu kez
Düşünce güçlerinin her bir kar tanesine dönüştüğü anlarda
Baş ağrısı yaratıyor bu kadar fazla deney
İn your room ve going to a town la kişiselleşiyor kültürüm.
Yongalarım ceplerimde umutlarımı da beyazlıkta izliyorum
Sevgi sevmeyi, aşk geciktirmeyi, umut da ötelemeyi öğretti.
Örttüğüm sayfalarımı aralıyorum bir bir..
Gecenin ben de yarattığı düşüncesizlikle
Kırdım belki birilerinin kalbini
Acımasınlar daha diye, birilerinin kalpleri, pansuman etmeyi denedikçe
Daha da mı yoruyorumdur bünyelerini.
Bir başka baharda saklanmış öznelerimiz var bizim
Kar yağarken pencere önünde sevişmelerimiz var
Gitme derken ki samimiyet var ruhumda
Bu kez gerçekten seslenmiyorum, arıyorum.
En güçten halimde söndürdüğüm meşalenin közünde..
Yorganın altında hastayken, soğuk havaya aldırmadan çıplak ayakla koşuyorum sevmeyi beceremediklerime.
Ne yazık ki onlar bundan habersiz.
Bense, gizemindeyim olayımın.

Ve bir gün daha geçiyor..
Kararan havada hala beyazlık görünmeye çalışıyor
İstediklerime benzetiyorum bu beyazlığı
Ne kadar karartılsa da bi ukde halinde kalarak da olsa kendini göstermeyi hedefliyor; isteklerim...

Cuma, Aralık 25, 2009

İki Kişilik Konferans




Toiche (02:37):
ben evlenmek istiyorum abi vazgeçtim kendimden
çoluguma çocuguma bakarım
saldım haberi
Toiche (02:38):
buldugunuz ilk adayla da evleniyorum
bu da böyle biline
soida (02:38):
:D
soida (02:40):
ben de o yönde düşünmüyo değilim
Toiche (02:40):
yani beynimin
düşünme diliminin
bu şekilde düşünen kısmının yüzdesi
giderek artıyor
kendimden geçtim çocuguma kocama bakıyım
lanet olsun
verin o başörtüsünü bana
Toiche (02:41):
onu takıcam

Perşembe, Aralık 17, 2009

Bildirge! Bildir Bilge!

Duvarımsın sen!
Yaşamımın bütün zamanlarını senin ellerine teslim ediyorum.
Küçük insanların büyük zamanlarından çalarken
Sokaklarda yankılanmasını istediğim şarkım eşlik ediyor her daim oldugu gibi

Düşlediklerimin aslında ne kadar uzak tavırsızlar olduğunu
Hislerini bu kadar hisselerine bağladıklarını
Kendilerine değil de Gösterişlerine doyamadıklarını
Duyumlarımı, hislerimi bir de kalbimden bir kaç damlayı nitelediğimde
Nerde olduklarını betimleyemiyorum.

Zamanın neresinde olursa olsun
Realitenin en yakın olduguna güvenip
En içtenine dayayacağım umutlarımı

Soğuk sevecen haller değil de
İçten sıcak hallerle coşuyor ruhum
Resmen yazıyorum.
Senin soyutluğunun nöronlarındayım
Benim boyutumda senin sistemin geçerli değil,
Biraz benden bişeyler eklemelisin bünyene..
Benim olmayı denemek için benimmişsin gibi davranmalısın!

Tamam mı Pakize? Şukufe? Abdulrezzak?
Şayet hala perdeniz inmediyse,
3. göz, 6. his beklemiyorum Siz gibilerden de
Belki kalan kırıntılarınız namına konuşuyorum


Ey! Siz olmanın altında kalanlar!
Önce bi' sen olmayı deneseniz..


rahatladım!

Çarşamba, Aralık 09, 2009

Senin Adın Konmayacak!

Yeni bir hayatın heyecanına kapılmaya gidiyorum
Sonra elimi eteğimi çekip
Çabaların ne kadar geride kaldıgını anımsıyarak, vazgeçiyorum
Sessiz kalmak isteyişim, anlık durgunlaşmalarım
Sebepsizliğimden değil, sonuçsuzluğumdan..

Kıymetini bilinmemiş gösterildiğim durumlar.. Hevesimi kırıp, rotamı sürekli değiştiriyor.. Kelimelerle anlaşabileceğimi umuyor, dinliyorum, anlatıyorum. Ama oyun artık karşılıklı hesaplaşmalara dönüyor gibi görünüyor. Herkes bağırsın söylemek istedigini belki daha etkili olur.

Sülükler heryere yerleşmiş,
Sürekli arındırmaya çalışsam da
Yollarını kaybetmişler
Ve tek yolun benim çıkışım oldugunu benimsemişler..

Bi' sen, bi' biz, bi' onlar olmayalım.
Bi' ben, bana yeter.
İhtiyaçtan değil,
try again!

Pazar, Kasım 29, 2009

Bir Olabilirlik

Endişe içinde bi' sokakta yürür gibi yanaşmışsın aslında. Sonra yolunu kaybetmişsin benim yüzümden olduğunu düşünerek sıkmışsın ümüğümü. Bi kez daha mı yo!

Tuhaf olabiliyorlar bazen değerliler bile..

Pazartesi, Kasım 23, 2009

Niyetliyim, Su Kullanmıyorum.

İnanır mısın varlığımın yokluğumla ilişkilendirmesi gibi bi' durum olmamasına.
Bunun gereksizliğine.
Yetin, çünkü yalnızca yetinmek için ahkam kesiyorsun hayata.

Bir kahvaltı zamanını ne derinden yaşarmışım da anlamazmışım.
Yoğunluğun boşluğu ne bet bir durummuş da sindirmek zorunda kalmışım.

İki insan düşlüyorum,
Biri dilediğini yaşayıp zaman gibi yaşlanan, yaşamayan;
Ve diğeri hep içinde kopan fırtınaları anlatmaya, değiştirmeye adamış olan hayatı..

Gülüşümü göstermek istiyorum, ama bu kez içten.
Değerinin altında biçilen kaftanı giymek yaraşır mı ki?
Zorunlulukla tercih edilen, simülatör içinde gibi hissediyorum zamanlarımı.
Biri vermiş komutu robot misali ilerliyorum, emir üzerine.

Bu şeyin düz bir yolu yok mu?
Onu tercih etmek istiyorum, yeniden doğma hakkı verseler?
Ya da doğmama?

Pazartesi, Kasım 09, 2009

Seni Seviyorum Çocuk Kadın

Gün gelicek güzel yanaklarına dokunabilecek ellerim,
Zaman geçicek zeytin karası gözlerinde göreceğim gülümsemeyi,
Bir dokunuşunla huzur, bir gülüşünle mutlu olacağım.
Sessizliğin içimde artık büyük bir ihtilal
Kopartıyor yaralarımı.

Senli zamanlarıma çekimser bakıyordum bi' zamanlar
Ama artık öyle büyüksün ki içimde.
Aynadaki yüzümden sakınıyorum,
Kendime daha bi' bakıyorum bu aralar.
Emanetini taşımak en büyük ödülüm

Sahtelikler Seçkisi' varmış operada
Gitmekle gitmemek arasında kaldım.
Yakışmaz deyip yine durdurdum içimdeki volkanları.
Taşsam nelere zarar veririm ki?

Her yerimde aynı sesi duyuyorum bu günlerde,
Bir başka hayattan bekleniyorum.
Beklemeye alıyorum burdaki hayatımı
Ahizeden konuş duyamıyorum sesini..

Seni de özlemek güzel,
Bende kaldıgın için teşekkürler minik hayat!


Seni çok seviyorum İçimdeki Kadın.

Pazar, Ekim 25, 2009

Pump Up The Jam

Sözlerimin sükut olduğu zamanlar
Bir sıcak kahveyi yalnızlığıma adadağım anlar
Rüya tiyatrosunun sunumuyla kendime kalmışlığım.
Güzel görünümlü portreler arasında
Diyardan uzaklaşmış bir insan görünüyor
Uzun zaman önce kitlenmiş sandıktan
Günümü şenlendirmek üzere çıkardığım bir kaç kare.

Zamanında hayatı dondururduk
İzlerdik ne olursa olsun takip etmek istediğimizi
Amacımız vardı en azından, yürürdük sade made.
Ben vardı, biz vardı..
Hayat vardı!..

Birşeyler oluyor, niteliğini yitiriyor birşeyler..
Kaybetmemeye çalışırken, tutamamaya alışıyorum.
Saat da bugün o kadar gürültücü ki
Beynimde hissediyorum tiktaklarını

O gün gelecek biliyorum
Kendimi bile tutamayacağım ellerimde.
Biri kuyuya taş atıp gitmişti,
Where is the others!

Cuma, Ekim 23, 2009

Bir İstanbul Hatırası

Gitmişim ben buralardan da haberim yokmuş. Uzun zamandır harap zamanlar yaşıyorum. Fethettim kendi kalemi, ne kalem alıp yazasım var ne de gelip buraya döşeyesim. Hevessiz kaldım uzun zamandır, duygusal tortularım kireç çözücüyle temizlenirse şayet, Yazmak güzel şey'dir. Dahil olmak -en kısa zamanda- en büyük lütuftur. Eve dönüşle yeni şayanlarım olacaktır. Dikte etmeden bekleyiniz.

Pazar, Ağustos 02, 2009

Karşılaştırmalı ve Mutlak Üstünlükler

Bir ruha hitap etmek sözellik gerektirirken,
Gerçek ve lirik olan düşünceleri aktaramamak en mühim telaş olur.
Bazı durumların nüksetmesi insanı çeşitli amaçsızlıklara sürükler; bir karmaşanın içerisinde buluverirsin kendini. Çelişki, her sabah uyumadan uyanmak gibidir ya da görmek ve saklanmak gibi, bilmek ve kabul etmemek gibisi de bulunur bu apostrofun. Herşey gibi olmayanın sorgusunu, analizini, tavrını tayin etmeye çalışmanın verdiği hazzı yaşamak istiyorum. Bu durum teoride gibi görünse de uygulamaya dökmek için bir zaman rassalı göz önünde bulundurulmalı diye sanıyorum. Geçmişten kalan gözlemlerle örtüşen bazı yapıları ayırt edebiliyor olmak gerekmekte. Bir fikrin oluşması zamanla gerçekleşebilecek bi' olguysa şayet, fikrin gerçekleşmesi nasıl bir dönem unsurudur; bu da tartışma konusu.


Amaçsız gibi hareket ediyorum; farkında olarak, yaşamak istediğimi yaşamak bana pahalıya mal olacak gibi görünüyor. Bu yüzden kendimi sevmeye devam ediyorum.

Perşembe, Temmuz 23, 2009

Dünyanın En Yakışıklı Erkeği #4




İtalyanımsı, babamsı velet adamsı. Hoş, güzel şeyler bunlar.

dey(ğ)iş'im #5

Kendimde yaşamak güzel şey,

I love myself. (=

Dünyanın En Yakışıklığı Erkeği #3

Çarşamba, Temmuz 15, 2009

Uyanmak İstiyorum! STOP.

Mayışık bir şekilde sızıntılarla savruluyorum. stop. Düşünce gücümü kullansam da bedenim aktifleşemiyor. stop. Sayıklıyorum. stop. Özlüyorum. stop. Boş- dolu zamanlarımı duyumsuyorum. stop. Biri beni silkelesin!.stop. Yerden, gökten veya başka bir gezegenden olabilir. stop.


Ama artık uyanayım. stop.

Perşembe, Haziran 11, 2009

Güzelliklerin Tadına Bakmak #1

Fotoğraflarına bakınca nasıl güzelse, tadınca başka bir güzelmiş Sarıgerme.
Haritadan seçilmesi kolay olan krokisine baktığında can attığın
farklı bir pencereymiş Fethiye/ Ölüdeniz.
Denizin sonsuzluğunda bir huzur serpintisi yayılıyor damarların arasından
Zevk, neşe Tanrıçası Fama' nın tadına baktım.
Muğla' da görülüp görülebilecek neler varmış dedim.
Güzel şeyler yaşamaya adıyorum ruhumu.
Bir izin koparabilirsem şayet hayattan.
Gülümsemenin bile gerçek bir yükümlülük olduğu şehirsel sorunlardan uzaklaşmak için
yapılmış zevkli bir seyahatte kurtardım bedenimi.


Yapmak istediklerim bitmiş değil, hiçbir zaman eşik değeri noktasına ulaşamayacağımı da biliyorum. Dinlediğim müzikler dahi çilekli- kavunlu kek tadı veriyor; zamanın dönüşümlerini en derinden hissettiğim bu dönemde.


Denizinin kokusu bile bir başka güzelmiş Fethiye' nin.
Bırakıp gitmek istemiyorum şirin, temiz havalı, edalı Ege' yi.

Gitmek istemiyorum karmaşanın içine..


Ve bir şarkı tavsiye ediyorum.

Deep Purple-> Lalena.

Pazar, Haziran 07, 2009

Bir Kongre

Bir güvercin konuyor masama
Bir parça ekmek diliyor benden
Ne ekmek kalmış ne emek diyorum
Bembeyaz yüzünü çeviriyor benden.


Ovuşturuyorum gözlerimi,
Uçup giderken, kayboluşunu izliyebiliyorum
Issızlaşıyor her yer
Gün batımı yaklaşıyor.


Faydaların maksimize, kayıpların minimize edildiği
Optimizasyon probleminde görüşelim.

Cuma, Haziran 05, 2009

Verebilecek Misin?

binbir zorluk sonucu web sayfama ulaştım.

birkaç hedefim var yarın saat 4' ten sonra uygulamak istediğim;
- öncelik olarak final-i cümbüşten fırlamak namına uykusuzluğun dibine vurmuş bünyemi bi' kaç milyon yıl dinlendireceğim.
- ikinci olarak deniz denilen varlığa kavuşmak adına fırlayacağım evden cumartesi günü uyanabilir isem şayet.
- üçüncül isteğim, bir olimpos ziyafeti, bir sarıgerme özlemi.
- ve sınırsız download yapmalıyım, sömürmeliyim bütün database' leri.

zibilyonluk dileklerim var aslına bakarsanız hayattan; bir kaç tanesini şiddetle arzu ediyorum.
sun bana bunları, hakettim ben bu kadarını.

yeterse yeter canım. aa.

EDİT: son anda eklemem gereken bişey çıktı: zeda' yı hazırlamak. Ama neye? =)

saygılar efendim.


Salı, Haziran 02, 2009

Dünyanın En Yakışıklı Erkeği #2

Gülümsemenin ve her tür deri ceketin en çok yakıştığı adam.
Evet evet kesinlikle öyle..

Dünyanın En Yakışıklı Erkeği #1

Cuma, Mayıs 29, 2009

dey(ğ)iş'im #4

Yelkenleri açtım,
Sınırsızlıkları atıyorum içimden
İstenilene ulaşmanın zaferini,
Zaferi yaşayanlara ithafen, kutluyorum en içten.

Tebrikler kazandınız!
Bizden bir dünya dolusu boşluk.
Sepet sepet ve tepe tepe kullanınız.

Çarşamba, Mayıs 27, 2009

dey(ğ)iş' im #3


Misread.. kendime ithaf ediyorum. Anlamlanıyorum.

http://rapidshare.de/files/47315759/02_-_Misread.mp3.html

"If you wanna be my friend
You want us to get along
Please do not expect me to
Wrap it up and keep it there
The observation I am doing could
Easily be understood
As cynical demeanour
But one of us misread...
And what do you know
It happened again

A friend is not a means
You utilize to get somewhere
Somehow I didn't notice
friendship is an end
What do you know
It happened again

How come no-one told me
All throughout history
The loneliest people
Were the ones who always spoke the truth
The ones who made a difference
By withstanding the indifference
I guess it's up to me now
Should I take that risk or just smile?

What do you know
It happened again
What do you know"

Pazar, Mayıs 24, 2009

Eşanlamlı Kütlemler

Bir kıvılcım neşrediyor!
Boncuk görünümlü ezgilerde,
Renklerden seçilmiş bir kaç notayla,
Kıyılmış kıvamlar çerçevesinde oluşturuluyor melodim.

...

Bir slogan neşrediyor!
Kırılma noktasına gelindikçe,
Raflara kaldırılmış sözlükleri,
Çekmiyor artık kanım.

..

Bir veda neşrediyor!
Yitilmişliklerin ardına sığınarak kaçan, bir veda.

..

Ve bir selam lutfediyor zaman bana,
Mürekkebinde gizli, kalemimin.

Bir Konuşmadan Alıntı

PASLANMIŞ HAYALLERİN Mİ YAŞATACAK BENİ?
DÖNÜP BAKTIĞINDA KOSKOCA BİR HİÇİZ

YENİ GÖRECEĞİN YÜZLER BUNLAR
GERİDE BIRAKTIKLARINI DÜŞÜNME

..

HAYAT ARKASI GÖRÜNTÜLER
HAYAL EDEBİLECEĞİN KADAR ÖZEL

İÇİNDEN SEÇ ÇIKAR
YARGILAMA ZAMANI
GERİYE DOĞRU GİDERKEN
BULANIKLAŞIR YÜZLER

BİR ÖRTÜ KAPLAR KALBİNİ
HİSSETTİRMEZ TUTKULARI
HERŞEY BİTMEYE BAŞLAR
YİTİRİR DUYGULARINI

BİR YUDUM HAYAL ÇEKERSİN
NEFESİNDE AKARKEN
AKLIN YANLIŞ YOLDADIR
İÇİNDE HİSSEDERKEN...

..

...

..


BIRAK BENİ
KARANLIK DÜNYAMDA IŞIK OLMAYA ÇALIŞMA
SARMIŞSA RUHUNU YALNIZLIK
GEÇİRMEZ DUVARLARINDAN BİR PARÇA BİLE UMUDU

..


ŞİŞELER DİZİLİR
YILDIZLARIN ALTINDAKİ RENKSİZ BİR GECEDE
BİR ŞARKI ÇALSA BİLE UNUTTURMAZ
GEÇMİŞİ, İZLERİ, ACIVEREN AŞKLARI


UZAKTA DEĞİLSİN ASLINDA
AMA GÜCÜM YOK İNANMAYA
HERŞEYİ SİLDİĞİN ANDA
ESKİ BİR ACI ÇARPAR RUHUNA

KENDİNE GELDİĞİNİ SANDIĞINDA
TEKRAR DÜŞERSİN O KARANLIK KUYUYA...

Cumartesi, Mayıs 23, 2009

Bu Benmişim # 1

Akıllı deli

Sizinkisi “akıllı olup bu dünyanın kahrını çekeceğime, deli olayım dünya benim kahrımı çeksin” şeklinde yapılmış gayet bilinçli bir tercih. Olaylara, durumlara baktığınız mesafe, pek çok şeyi sıradan akıllılardan daha iyi görmenizi sağlıyor. Deliliğin verdiği cesaretle gözünüzü budaktan, sözünüzü dosttan da sakınmıyorsunuz. Lakin ısrarcı da değilsiniz. Bildiğinizi söylüyor, üzerinize düşeni yapıyor, çoğu zaman kimsenin cesaret edemediği atraksiyonlar geliştiriyor, fakat başkalarını düşüncelerinizin ve eylemlerinizin doğruluğuna inandırmak için de enerji harcamıyorsunuz. Kişiliğinizin en sevdiğiniz tarafı da yaratıcılığınız. Dünya sizin oyun alanınız. Arada bir çuvalladığınız oluyor. Ama takılmıyorsunuz. Nasılsa delisiniz…

Salı, Mayıs 19, 2009

dey(ğ)iş'im #2

Hayat, bana yol göster.

Cumartesi, Mayıs 09, 2009

Hayatın Bittiği Noktada

Plansızca yapılmış bir bar seyahatinde bilindik gözler.
Planlıca yapılmış ikinci bar seyahatiyle vuku bulan sözler.
Adımlamalar, nüksedişler,
Bilinmeyenin çekiciliğiyle yaklaşması.

Hızlı sürülen bir araba,
Yanık lastik kokuları,
Bir de tırmanış yar da
Ve bir de zamansız kaygılar..

Aynaya bakmak hiç bu kadar yürek istememişti.
Kızıllaşmış gökyüzüne bakarken,
O yabancılaşmış siyahın bir parçasıydı.
Benimsenmiş uzaklığın silüetiydi, tenimde.

Amip gibi türeyen düşünceler
DNA' sı bozuk bir bedene aktarılmak istendi.
Damarları çekildi,
Bulunamıyor son kurtarış için bir yer
Ve ölümü doğuruyor bilekleri.

Gerçekçi terimler duvarda yazılı,
Duvarın rengi dönmüş,
Kimi gitmiş, kitap bırakmış monologa;
Kimi gelmiş yazmış düşüncelerini.
Hayatın bittiği noktada..

Hayat apartmanının 3. katında içmek istiyorum.

Pazar, Nisan 26, 2009

Bir Kapı Aralandığında


Bir yelkenli görünüyor uzaklarda, savruluyor, adeta bata-çıka ilerliyor.
Sahile vuran dalgalar narin yüzleri ıslatıyor,

Derken bir Rum kadınla rastlaşıyorum; tanışıp konuşuyoruz.
Anlaşıyoruz halli-halsiz, sanki samimiyetsiz ama sıcak.



Bir adım kadar uzak bana özgürlük, yanaşıyorum, bakıyorum; derin çok derin..
Geçmiş nüanslar geliyor aklıma ve diyorum ki: hani hep merak ettiğin "sonsuzluk" şimdi ayaklarının altında..
Bu kadar yaklaşmışken doğrucu, ifadesiz, ama bi' o kadar istediğim şeye ulaşma azmi tetikliyor damarlarımı..

Etraftaki gemilerden bana bakıyorlar, beni izliyor biri; en tepede sessizce gözetleyene gülümsüyor ve kollarımı açarak atlıyorum, beni özgür kılacak sonsuzluğuma.

Keyfim kaçıyor; uzaktan gelen yelkenlinin batışını izliyorum..
"Sonunda başlangıcı gibiydi.." sözünü anımsıyorum Zafer Akkaş'ın..



Arkama bakmıyor, ilerliyorum yanıp sönen fenere doğru.
Liman aramıyorum artık, herhangi bir değişim gözlemlemek de istemiyorum.
Kendimi anlatıyorum, yine kendime dönüyorum.



"Tuhaf" kelimesine ilk sığındığım an geliyor aklıma ve şimdi söylüyorum; bitişler de en az başlangıçlar kadar tuhafmış.. Tüm yaşanmışlıklar, bana katılanlar, benden gidenler, farklılaşmalarım, hisler, sözler, hedefler, kavramlar, gerçekler.. Kararlılık örneği sergiliyorum, en yakına yazar gibi anlatıyorum; duru ve yalın.



Şarkılar silsilesine sığınıyorum, az biraz tıkanmışlık var kafesimde, geriye bakamıyorum, yüzüme vuran sulardan kurtulma çabasındayım; şimdilik.



...
Bitmeler de sorumluluk ister,
Katı olmak gerekliliktendir.
Gülümsemeler de gerçeklik payı vardır,
Limanlar da bir gün yok olur,
Sonuçlar da bir gün katlanmayı gerektirir.
Güzel günler adına sevdiğim birisine teşekkürler.

Pazar, Nisan 12, 2009

"İki Noktaların Kızı"


Bir hayat sahnesi sergileniyor gözlerimin önünde,
Ellerimle sımsıkı tuttuğum kumlar azalıyor görüyorum.
Bi' parça daha mı alsam diye eğiliyorum,
Gel-gitlerden su çekilmiş, kum çekilmiş.
Tabanlarımda birden acı hissi uyanıyor
Taşlar, çakıllar, bir kaç kesikle kanıyor yaram.
Su soğuk ilerleyemiyorum..

..

Bir çöp konteynerının etrafına örülü duvarda
Yazılabilecek en son isimdir O'nun muktedir, O'nun şahsına münhasır adı.

..

Yine bir duvar kurs çıkışlarında,
Tünelde, gecenin sesiyle soida'yla dinginleşmektir.

..

Ve yine bir duvardır seni dinleyen, cevap veremez; yetersizdir, eksiktir.
Eteklerinden dökülen usul, saygınsız ama mutaasıp bir şevk-i.

..

Yeniden bir duvardır vecizelerin döküldüğü.
Kendine kalan, kendinden gelen, kendinle gelen.


DİP NOT:Kendime sığınıyorum
=)

Bir de öneri: VEGA- Uçları Kırık
http://rapidshare.com/files/220614022/06_u_lar__k_r_k.mp3

Çarşamba, Mart 25, 2009

Serdar Keskin'dir

Serdar Keskin- Kaçış
dinlenesi, dinlendiresi buna rağmen uzak durulası şarkıdır.

http://rapidshare.de/files/46325110/07_1_._Kac__305_s.mp3.html

Salı, Mart 24, 2009

Ceteris Paribus


Bir düş şarkılardan kurulmuş,
Bir gazete haberi eskilerden kalma,
Aslında yıpratılmış bir platformda,
Sakin dramalarla eşleştirilen, ruh karmaları sonucu
Güzel görünüyordu tenin.

Haber vermeksizin kaçıyorlar her seferinde,
Zor olduğundandır tercih edilmeyişi; duygu ifadesinin.
Hırboca anlaşalım, yeknesak devam etsin haliyet-i ruhumuz.

İskelede terkedilmiş bir sandalye, tek ayağı kırılmış.
Oturulmasına izin vermiyor, biraz çabalıyor ve kıvrılıyorum yavaşça.
Ufukta derinlemesine bulut var, denize düşen damlaların sesi göğün hırlamasını bastırıyor.
Gizlenmiş bişeyler çıkmaya çalışıyor, başarıyor, son kalan damlalar da düştükten sonra
Görülüyor ki; Güneş.
En masum haliyle gülümsüyor
Uzanıyorum, dokunuyorum.
Sandalyemin ayağı düzelmiş ya da hiç kırılmamış.
Değişenleri gözlemleyince, ceteris paribus geliyor aklıma,
Diğer bütün değişkenlerin sabit kaldığı teorisi
Ve beni değiştirene odaklanmaya çalışıyorum.
Çalışacağım.

Salı, Mart 10, 2009

Niyet Mektubu

kelamlarin altında saklanan bir sır var
bütün vücut havzasını soğuran
ve yine o havzada üstü hiç açılmamış bohçaların tozu birikmiş, yıllar yılı..

..

tasvip edilene yaklaşmak
bir nevi eldekinden elini ayağını çekmeye çalışma çabalarına sevkediyor.

..

saçmalamak en tepkimeye giremeyen anlatım yoluyken,
onu seçmek nasıl bir çaresizliktir ki.

..

tek odaklı yaşanmamalı
merkeziyetçilikten uzak durmalı
elettirmemeli, elememeli.



Mendelsshon dinlenilmeli
..

Pazar, Mart 08, 2009

Dünya Kadınlar Günü'sü (1)


gel! gidelim senin olduğun yere
elimi tut bi' kez daha
belki o zaman önündeki engeller silsilesi açılır gacur gucur..

gel! konuş benimle gidemediğiz tatil kasabasında
yıllarca da olsa beklerim ben..

gel! dokun bana his demetlerin çekilmiş
kemikleşmiş adeta duyguların..

gel! bak aynaya,
yansımaların yanıltmasın seni
ben sen değilim, değildim bir zamanlar..

gel! dizinde yatır beni.
nasırlaşmış bütün dokun..

gel! öğret bana.
bildiklerim, sen bilmediklerimi anlat..

gel! sensen o gördüğüm silüet gerçek ol artık dokunduğumda içinden geçmesin ellerim..

Pazar, Şubat 22, 2009

Ya Sus!


Önemsiz görünüyor bize dikte edilmiş birçok şey,
Sürekli bir savsaklaşma hali.

..

Derli toplu, akıllı uslu, tekli çiftli,
Seçilmiş hayatları darma dağın yaşarken,
Piyonluğu keşfedip, denerken farkına varmak gerçeksel düşünlerin.

..

Şanslar büyük Varolmamış Dağ'ın altındaymış,
Lavı hareketlendircek birkaç yeraltı aktivitesi gerekli.

..

Örümcek yerdi de, ne yerdi bre Mazlum?!

..

Kullanılmamışlar diyarına giden yiğidin harcından bizde var mıdır?

Onay Verilmedi


ya biz haketmedik,
ya da yeter gördü bize verip alan,
ya da bu bi oyun, yalnızca yanlışların dogru oldugu..

Çarşamba, Şubat 04, 2009

Mutluluk ve İfadesi

mutluluk mudur ayakta tutan insanı yoksa bir lokma umut mudur?
kısmi türevi alındığında bir taşın suya düştükten sonraki izinin yansıması ve en nihayetinde dalgaların yayılımı nasıl bir dağılım gösterir?..

adım atarken bazen nefis doluluğundan; adım atamaz gibi olur ya insan, topuklarından hisseder yer çekiminin ne denli büyük bir hikmet olduğunu. hiçbir yere gitmeği göze alamaz hale gelir, tıkanır, tükenir, yorulur. bitmez. bitemez çünkü mizaç gereği.

belli zamanlarda beliren çıbanlar vardır, oluştuğu yer itibariyle insanı insanlıktan çıkarır, her şey bi' tarafa.. acı verir, can yakar. koparmak istersin, dokunduğunda tüm vücudunla hissedersin sızıyı.

karanlıktan korkarsın ama şehvet gereği merak da edersin, orda olup biteni.

çocuksundur düşer kalkar, büyürsün; kapılara tırmanırsın, ölsen canın acımaz, acısa da güler geçersin. anlıktır hüznün. çocukken istediğimiz şeyler olmadığında önce ağlar sonra da unuturduk, çünkü tamiri mümkündü isteklerimizin.. şimdiyse ya isteklerimiz büyüdü ya da..


anlamlı birşeyle ilgilenirken farklı bir tavırla yaklaşırsın hani, değişirsin bir nevi, bir odunla eşdeğer görünmemek istersin.

utandığın, ayıp taraflarını örtmek için mi elbise giyersin, yoksa amacın yalnızca görüntün müdür?


Abidin Dino'yu tanıyın. Mutluluk bazen küçük bir kelimede gizlenebilir.

Salı, Şubat 03, 2009

Felsefesitt

varoluşun analizci tavrı, oluşumun sorgulaması
türevler arası çatışmanın yansımalarından doğan
klasik hayat teorisi.
ençoklaştırılmış sisteme ayak uydururken
direktiflere boğulan çakramın aurası bozuldu.
bele kemer, kel başa şimşir tarak denir, uyum güdüsü gereği.
uyumsuzluk sonsuzluğuna giderken bir sokakta rastlaştığımız
olasılık dışı etmenler varken,
onların varlığını reddederken,
samimiyetsizlerin samimi tavrı,
açıklayıcılığı beraberinde taşımış bulunmakta.
anlamı bilinmeyenlerle anlamsızların savaştığı ortam
ve savunucular;
bu kez de yansımaları rötüşsuz aktardı(m).

stop!

kırmızı bir renk midir?

yeniden doğuşun farkında olmak vardır
sığınılmış siper edilmiş göğüsler..
özgürlükler ülkesi gereği, arşınlanmamalı yollar.

fütursuzca söylenmiş bir kaç söz ve sarfedilmiş bir ifade!
hepinin topu buysa topun simyasını incelemenin bir anlamı olmalı,
ne kadar anlam katar ki faydalanmamıza, kalanla gidenin sorgusu.

düşen bulutlar hayal ediyor
yükselmeden yerden yüksek oynuyorum beyaz, temiz, saf.
takılıyorum her seferde.
yardıma ihtiyaç duyulmadan duyulmuş sesle birleşen efektler
zamanlarımı anımsıyorum.

kırmızının önemli olduğu yerde görüşelim..

Cuma, Ocak 16, 2009

şu veya bu zamanlar


bir enerji yansıması
bir gölün fısıldaması
güvensiz, ayni zamanlar
ufuga kalan son birkaç saat
ödülü bilinen bir süreç
okunmamış kitapların, okunmuşlara olan aksi edası.

biriken beyaz kağıtlar
sonun başlangıcının bi'fiil duyurulması.

...

kayıktaki ağlar gibi karmaşık
"Rastgele" yakalanmış bir balık.

...

tadına varmışlığın humması içinde
elektronik seçkilerden bir hayat belirtisi.

zaman geçermiş...

Pazartesi, Ocak 12, 2009

I guess..

birkaç zaman önce gönderilmiş mektuplar vardı,
düşüncelerin arasında massedilmiş.
yansımaların yansımaz olduğu fırsatsızlıklarda,
his demetlerinin arasında sıkışmıştım.
geri gelişinle aydınlanacak gibi görünüyor zamandan soyutlanışlarım.

perdenin açılmasıyla güneşin son kalanları sığındı odama.
çıkmak istemiyorlar.
yatık yaylılar çalıyor, sızıntı eşliğinde keşfediyorlar dünyayı.

....

birkaç bedende ruhum.

....

trombonlar eşliğinde giriliyor masal evine.

Spring' inde anlatmak istedikleriyle,
bana anımsattıkları adına, Vivaldi' yi seviyorum.
.

Pazartesi, Kasım 24, 2008

Samuray


Birşeyi olanı, onlandırmaya çalışanlar için söylemiş Murathan Mungan:

"çünkü sen bir samuraysın
çünkü o bir samuray
bir bulmaca gibi çıktın ortaya
parçalarını yanlış yerleştirmişler
ve sen bunun nedenini asla bilmedin
çünkü bir samuraysın çılgın savaşçı
değiştirmiyor seni takvimler
bir kılıca benziyor öne sürdüğün gövden
kaynağı belirsiz bir ışık aydınlatıyor
suyun verildiği yeri
ve bilmiyorsun kapıların ardında ne var
anlamak istemiyorsun seni bekleyeni
çünkü sen bir samuraysın
çünkü o bir samuray "

Salı, Kasım 18, 2008

BEN BUGÜN DOĞDUM İŞTE

Doğmak günü. Birey olmak. İnsan olmak. Karakter oluşturmak. Günlerden bir gündür yirmi olmak. Niceleri heyecanla beklemiştir, kimileri dönmek istemiştir; öyle bi' yaştayım. Değişen, çok da etkilendiğim bişey yok işin özü.
İlk hediyem sevdiğimden sevgi dolu bir profiterol, ikinci hediyem ise kuzumdan Çamlıca Gazozu. yediğim en güzel prof., içtiğim en tatlı gazozdu; şişesini ömür boyu saklayacağım mesela..

Ve herşeyin önemini yitirmesi, özlemek herkesi, herşeyi İstanbul'u. Aileyi, anneyi, kardeşi..
Naif insan olmaya çalışıyorum epey zorluk çekiyorum. Haydi hayırlısı.

EDİT 'i hakeden bir yazı oldu. Bu yazı saat 7 sularında yazılmıştı efendim. Ancak daha sonra Toiche kız odasına gider, içeride biricik sevgilisi bir sürü sürprizle onu beklemektedir; bir şişe şarap, iki kadeh ve özenle hazırlanmış, kalpten bir kutu. Ve maneviyatı..

Bir film Notting Hill, bir albüm ve tam da alınması niyetlenilmiş bir kitap.. Ve yine tabi ki vazgeçilmez şal arşivime bir kaç katkı daha..

Evdeki sessizlikten, sevgilideki hallerden sezinlenmeliydi ama iyi oynadılar:)
Velhasıl kelam filmi takıp, şaraplarımızdan birer yudum aldık ki Muğla' da nadir karşılaştığımız bir sarsıntı yaşadık. Evet deprem oldu.Elektrikler kesildi. Yalnızca birer yudum almıştık şaraplarımızdan, herkes gibi bizlerde sokağa döküldük ev ahalisi olaraktan. Derken Assos'a gidildi Aferim gitarı, flütü almış, mini müzik ziyafetinden sonra; hastalığım nedeniyle evimize döndük filmimizi izlerken, kocaman bol krokantlı, çikolatalı ve üzeri tam da istek üzerine muzlu bir pastayla odamıza daldılar..

Geç saatlerde üflediğim mum 20 yaşımda vatana millete nakledildi. Saklayınız efenim. E kolay değil benim 20 yaşım bir aksiyon olmalıydı. Mutluyum, her ne kadar bu duygusal cazipliklere sıcak bakmasamda; çok mutlu oldum.

Gerçekten...

Hayatımdaki anlamım Halil'e; Çamlıca için Soida'ya; saat 12 yi geçince bir çığlık odaya giren Berüş'üme; Pasta için Efe'ye sonsuz teşekkürler. Ve Hatunum, sana; sarsıntı da olsa duygularını belli ettiğin için teşekkürler..

Cuma, Kasım 07, 2008

Kendim'e

Ne kadar çılgınmışız meğerse. Meğer ne kadar karamsarmış ruhlarımız. Tıkanan, tükenen, tüketenler diyarını oluşturmuş, kendimizden bi' haber olmuşuz haberimiz ola ola. Akıl hocalıkları yapmışız aynı dertten muzdarip olduğumuz halde, çevre sakinlerine. Devrik cümleler velhasıllı kelamlarımızı artırmış, pek çok suçu farkında olarak, isteyerek işlemişiz; günahkar olmak adına.
En sevdiklerimizden vazgeçmişiz bazen muktedir olana odaklanmak için. Eseğin götüne sokmusuz en sevdiğimizi, pislik bulasacağını bile bile.

Ulan diyorum geçmiştekiler hani annelerimiz, babalarımız, dedelerimiz hatta; evet. Onlar yani, düşününce nasıl da dirlik düzen çerçevesinde, kendi umutları uğruna ne adımlar atmışlar büyük deli cesaretlerle. Savunduklarından vazgeçmemişler. Aza tamah etmişlerde, yiğitliğe bok sürdürmemişler. Kelimelerim küfr-ü hicaz olsa da hüzün çağrıştırsın, herhangi bir argoluk niyetinde değilim.

Yediremiyorum yalnızca. Onlar nasıl bu kadar elde tutulur zamanlar yaşamışlar bizlerse nasıl da boşa geçirmişiz hayatımızı; sözde hayatımızı. Bize ne verdilerse beklemişiz işte, çişimizi bile geç söylemişiz. Hayat hakkı isteyenler var, mutlu olmak isteyenler var, canı sıkılan harbe gitmek isteyen, 3. dünya savaşı çıkar mı dersiniz sorusuna yanıt arayan gencolar var. İğrenç bir şaklabanlık içindeyim. Artık babam aradığında bile utanıyorum değil ki hatun kalksa gelse "Kızım neler yapmış!" dese,
cevabım: "Sen burda kal, ben yerine yatarım." olurdu sanırım, utançtan. Çok da beter değilim sanki; al işte yine aynı terane.

susmalı. İnsanım cevap verdikçe çoğalıyor yük. Bu yüzden içmiyorum.

Pazartesi, Ekim 13, 2008

Şizofrenli'ğim

Uzun zamandır kendim üzerin(m)de yaptığım çalışmalar gösteriyor ki ben bir şizofrenim. Mecazı kalmış mıdır bu işin bilmem ama yapısal örneklemler gözümün önünde bazen bişeyler uydurup onlara inanmak bana tuhaf bi' şekilde zevk veriyor. Yabancılaşmak belki de; bir nebze olsun benlik saydığım aciz vücudumdan uzaklaşmak. Yazmaya başladığım anlarda da aynı duyguları yaşıyorum. Daha sonra yazdıklarımı okudugumda öykünmeler dışında aralarda pek de bağlantı yok. Aslında uyuşturucu madde, alkol vs. de kullanmıyorum ya da herhangi bir halüsünasyon görmemi sağlayacak bir ilaç. Edith Piaf dinlemeyi seviyorum, Fransızca bilmiyorum ama dinlemek ve bağıra bağıra söylemek beni mutlu ediyor -her ne kadar çevremde bulunan insanlar bizim pek de iyi bir düetkar olmadığımızı söyleselerde- seviyorum.

Ne diyordum: şizofrenlik. Evet, her konuşmada ön plana çıksa da, sevdiğim insan her seferinde bana bunu söylüyor olsa da, ben bu işlevi; yani kafamda yaşattıklarımı yaşamaya bayılsam da sanırım pek haz duymuyor, başkaları.
Aslında bunun yanısıra bir de psişik olma gibi bi' durum dahilindeyim: telefona bakıp
çaldırabiliyorum.
Aldatılma çanları çaldığında istemsizce bi' mesaj atarak bu durumdan kendimi kurtarabiliyorum.
Rüyamda gördüklerimin gerçekleşmesi cabası..

Ne pis bir insanmışım meğer...


Velhasıl kelam hayatımdan memnun değilim; böyle manyak olmayı seviyorum, insanlarla uğraşmayı da seviyorum..


Hayat'ıma oyunlar katmazsam yaşayamam ki ben; sıkılırım..

Cumartesi, Ekim 11, 2008

BaBaZuLa


BaBaZuLa' yı yaşamak...

Önce insani bir tanımlama çabasına girdik, anlamaya çalıştık. Cazibesi yüksek bir hatunun dansı, gözleri ve güzelliğiyle herkesi aşığız biz moduna sokmasıyla başladı aslında herşey. Birkaç şarkıdan sonra açıldı damarlar ve neredeyse tüm bar BABAZULA olmuştuk. Beklenenden öte performans sergiledik hepimiz, kadın olduğunu sandığımız ancak tereddütle dansı keşfini izlediğimiz bir insan vardı da bizi pek ırgalamadı. Özgür ruh diye naralar atıyorduk en son aklımızda hala birileri. Limon a daha neler katılabilirdi ki? Fıkır fıkır bir geceydi enteresandı da sanki. Anadolu vardı, seksapalite vardı, işve cilve vardı, tarih vardı masal gibiydi.

Arkadaşlar vardı işte, biz vardık, bi' de ruhumuz vardı Antalya'da bir otelde.


ben daha iyi bir resim koyana kadar olan kişiler dahilinde bu kadar.

Cumartesi, Ekim 04, 2008

"Kartopu" Oynasak Ya


Esiyorum batıya doğru. Kelimelerim birikiyor içimde, dışavurumlarımı özlüyorum. Öykünmek gibi sudan sebeplere, özenerek; abartmak yaşananları. Kırkı çıkmamış bebeklerin gözlerini açamadığı günleri özlüyorum.

"Benimde Söyleyeceklerim Var" daki Umud'un, yansıtısı "Bitsin" başlığındaki son cümle gibi hayatım. Bilen bilir..

Tertemiz hissetmeği özledim. Köhne şehirlerin, varoş mahallelerindeki ıssızlıkları düşünürken korkardım eskiden, şimdilerde ise güven duygum tavan yapmış, benliğime sığmıyor; taşıyor, başka kimliklerce taşınıyor bedenim, korkmuyorum.

Can sıkıntımın altına sığınıyorum, kurduğum cümleler geliyor aklıma, kestiğim ahkamlar. Utanıyorum kendimden hatsafhada uzaklaşan benden. Ve yine utanıyorum. Denemek bile istemezdim oysa; kıskaçlar arasında kalma korkusundan. Nitekim kaldım da.. Benden almasına rağmen, nasıl da kakmıştı, herkes gibi.. Kendini birşey sanmıştı. Yaşadım, yaşayacağımda; istemesemde.

Aslı hükümsüz benim varlığımın, ben kirletmedim sayfalarımı, başkaları bulaştırdı kiri pasağı; bir entrikadır, aldı başını gitmekte..

Ezik olma çabasındayım istediğim ve istemediğim kadar.

Bulgurdan köfte, şehriyeden pilav. Üret, türet, yarat birşeyler. Sana kalmışsa. Kar topu oynasak ya bi' ara, sobanın közünde sucuk pişirsek, köze bulansa, pislense.

Ananemin o küçücük fırıldak denen şeyi nasıl da zevkle yere fırlatışını anımsıyorum da; ibretle izleyişim ve o sevimsiz aleti yere her atışımda bir türlü iki tur bile attırtamayışımı..

Özledim küçük şeyleri. Özledim. Kalan son elbisenin benim oluşunu. Özledim.

Cumartesi, Eylül 13, 2008

Kaldırım Serçesi


Silik bir yaşamdan sıyrılan küçüktür, körpedir. Yeni açılmış gözleriyle hayata daha temiz yerinden bakarken keşfedilir taze sesi.. Aşkı sever, kaybeder.. Çaresi bağımlılıktır artık..
Bilinmeyene..

Pazartesi, Temmuz 07, 2008

RUH'a



Ruhum tacize uğradı ücra bir köşede, klas sisteme ayak uydurmak isterkenelimizdekinden de olduk.
Düşüncesizce yazılar yazılmış tümcesiz kalınmış.
Yapraklar geçti, çicekler açtı. Gözlerin aradıgı her yıl tekrarlanan katırtırnaksız ritmler.
anlam katılası yerler var açıklarımda.. Arayan mı bulan mı kaybolan mı dersin?
Benlik hayatını yitirse de ufak bir işaret bekler olmuş hadsizce.. Taşını, kurumuş otunu temizledigim, dikenlerini bile çıkarmadım
izlerin canımı yaksın diye.
Kıvrım kıvrım solucanlar vardı bedenin saydıgım yerde, oysa bir yıl önce gelincik tarlası bahşetmemiş miydi bana?
Bu hükümsüz dizgin dinlemez gücün, ey Tanrı sayılan!
Ruhumu sürükler oldu kıvrak tenlere..
Mutlu olmanın ötesinde tahtayla ayırdıgım taşlar var zihnimde, bir de kıpkırmızı bir gelincik! o kadar solmuşun arasından hala canlı oldugunu gösteren
ruh içinde kırmızı bir ruh!
severdi ya kırmızıyı, gelinciği yine geldim ulaştım sana müdanaa etmeden..
özür ve saygılarımla ruhum..

dey(ğ)iş'im

Can'a duyulan hasret büyüdükçe cana yakın olmaya layık gördüm kendimi. Bütün zamanların ona ait olması hoş değildi, hoş belki böylesi gerekliydi. Toprağı özleMekti güneş isterken ruhumu. Kollarında uyumak istedim bugün.. sana ağlamak..

bir ses duymak -bana seslen istedim- dokun, inan, güven, sığın, acizliğim geldi aklıma..
Ağladım..
Sustum..

Bana birşeyler söyle inanmak istiyorum anlaşılır olduğuma.

kıymetli zamanlar


Pembeydi zaman, lütufsuz gülmeler belirdi sonradan. Düşüncesizce söylenmiş sözler, yargılanmış hayatlara örnek oldu. Bitmeliydi bazen, bazense ertelemekti hasolan. Bir işçinin lavaboda bıraktığı izmarit çöpüydü hayat. Silsilesiz toplumlara nakledildi örneklemler. kimseler mutlu olmadı bu yüklemlerden. Kapatmalı tüm konuları, o söylemese de derinden acıtmaya başladı yaram. Sessiz olmak zorundaydım, paylaştıkça azalan tadım kaçtı.

Yüküm yine hafif, ruhum agır..
Yine taşımıyor beden beni.
Zaman yine koyulaştı!

01/07/2008-00:49

Keşf-i Ziyaret


kişisellikten uzaklaşmıştık. gidilesi yerleri belirleme çabasında bulunmadan bi' heves akyaka'ydı yolumuz. içimize yerleştirdigimiz ufak umutlar vesile oldular keşif duygularımıza. hava kasvetli ve hiç olmadıgı kadar havasında değildi. umutla çıktık ya yola elimizi kaldırdıgımızda bize önerilenlerin hepsini yapacağımız belirlenmişti zaten, bizden habersizce. bir yol çizdik adeta bize yakın olanlardan uzaklara doğru, tecrübesiz, belli belirsiz, az kuruşlu bir yol.. savunulası yanı kıvrak hareketlerle kendimizi bulma çabamızdı. karışıktık hepimiz farklı bedenlerde, farklı ruhlarda. unutulmaya yüz tutmuşlarımızı gönderecektik elimizde kalan son parçalarıyla.

Muğla-bulut-güneş-rüzgar-yol-yol-yol-yol-yol-tecrübe-Datça-Can Yücel-deniz-2/3 lük oda-yol-Hayıtbükü-deniz-yürüyüş-Ovabükü-yol-deniz-Palamutbükü-
gençlik-
Knidos-apağçi-
Serbay-kurtuluş-yol-Datça-deniz-Muğla-tecrübe.

Can'a Şarab döktük emri üzerine..

katırtırnakları şevk verdi adımlarıma, kokladıkça anımsadım kokunu.

güvenmesek de sığındık domuz vuran tüfekli abiye, arıcı aileleriyle güldük, teyzemden kısa bir film aldık. dağda kekik topladık. Türkiye'nin en güneyi ile en batısının birleştiği yerde buluştuk hatırlamak istediklerimizle. kaybolduk da kaybetmedik umudumuzu. ay tırnaktı hep en sevilenden. eve dönüşte özendik, utandık, sıkıldık, kızdık. kıramer geliştiren amca çocukları gördük. insan -hayvanlar gördük, tepkisiz.

sadekız, wereyda, hayat...

Çarşamba, Nisan 23, 2008

Bir Otobüs Yolculuğu..

yaşadıklarımdan birer kesit, etkilendigim her birşey.. Benden bişey..

Bir iki kelam etmek isterken dostlarla, iki feribot arasında dalgalara yansıyan ışıkların konuşmasını dinledim, uzatıp ayaklarımı bir hiçe..
Geride bıraktıklarımı düşünerek var olmak..
Beyazdı duvarlarla yan demirler, kahverengi bir bank boylu boyunca uzanırken yeşil tabanlı tutkaçlara, demirden sarkmayı düşledim, aşağıya dogru sallanmak.. Suya.. Huzura..
Sanki birine, bir yere kavuşmak için degil de, yazmak için binmiştim bu kez demir yığınına. Parlak ceketli, kıyma kaşlı adamlar gördüm, çıplak ayakları üşümüş teyzeler, şapkalı gençler..
Otobüste, Mardin şivesiyle kendini "İstanbullu"yum yalanına kaptırmış yaşlı bir kadın vardı yanımda. Karşıdan gelen "Topçular 1" feribotu degil miydi?
Tepedeki evlerin sudaki yıllanmış yansımaları, yakamoz.. Sigara içmeyi bilmeyen ama ısrarla nefes nefes çeken gençler gördüm.. Bir düğün ertesiydi yaşananlar, bir yere dönüş vardı, mutlak olan buydu, gereksiz çabalara girmiştim yeniden. Uyumalıydım.. Bebek ağlıyor, yanımdaki teyzenin o çok eskilerde kalan ağız şapurtusu bile tat katıyordu gereksiz zamanıma.. Dalmışım hayaller kurarken, yazacaklarımı düşünürken, beyaz atletli genç adam geliyor aklıma. Sanki her şey bana birşeyler anlatıyordu, farklı lisanlarda. Zevkliydi.. Keyif aldım.. Kimseler için degilmiş o yolculuk keşfe çıkmıştım adeta, yorum yapabilme hakkımı sonuna kadar sınırsızca kullanmak istedim, en özgür halimle. Kendime geldim..


hiç olmadıgım kadar yalnızdım.

Çarşamba, Nisan 02, 2008

Bir Bayram Arefesi

karakterimin tayini çıkmış fransa da "nice"ye. keyifli bir yolculuktu benimkisi. yaşamadan hissettim fonumda çalanla derinliği. bayram günlerim geldi aklıma. kapıdan hatunun girişi "bayramlıkların hepsi bitmiş, ama annen sana son kalanı bulmuş" deyişi ve gülüşü kocaman. atlamıştım kucagına endişesiz, beni ne halde olursa olsun zarif elleriyle sarmalayacagını bilirdim. griydi elbisem, askıları vardı kocaman, içinde filli bir beyaz gömlek. tarihime gittim, tekerrür ettiren yazgıyla yumuldum karalanası sayfalara.. yeniden.. nasıl da mutlu olmuştum o zaman şimdi hatırlıyorum da.. bütün gün bekledigim bir elbiseymiş megerse.. degildi, aslolanı şimdi anlıyorum elbisenin degil de annenin beklendigini. neler geçiyor akıp giden çerçevemden, bense nelere üzülüp nelerle avunuyorum. güvenmenin binbir türlüsü varken hala birinde kalıyorum. konuşmacı yok, sahne yok, oyuncu da yok. bir ben kalmışım zamandan çaldıklarımla. küçücük bir kızken, hayat ne kadar da güzelmiş diyesi geliyor insanın, hayata. kırılgan bünyeye geçişim zor olmadı, beni içine alırken bana sorulmadı, sorumlu olmak..!

öyle bir şarkıdır ki dinledigim, tarihimi tekerrür ettiren, beni, en anlamlı, en gerçek, en sıcak, en tatlı zamanıma götüren.. bir döngüyse yaşanan ben en tepedekine, en eskime dönmek istiyorum, sınavsız.

kendim, şahsen, bizzat, ben..


yeni sekmeler katılmış, bir tutam saygısızlık haddine. yaratıcı bir fikir lazım bana.. daga taşa çıksam, çicege böcege karışsam, denize girsem de bogulsam ya. buz kesse elim ayagım. martın geninde var sogukluk, e nisana da girdik, nedir bu sancı? kavramsal donanımlar yüklesem hayata karşı, her etkide ben kazansam tepkimle.. düşüncesiz soyutlugunu al üstümden, karman çorman ettin yine içimden geleni. uyumalıyım, bir şarkının özütü içine akar ya, sırıtmaz, tam oturur, o misalsin "Another Day in Paradise".. kimlik bilgilerini girdim işvenin. yeni şekiller sokmuşsun hayata.. iyi de olmuş, yaptıklarımdan sorumlu olma hissini düşünürken, vazgeçtim gerçeklerimizi bir kez daha görünce. senin üzülmenden daha çok üzüldüm yine.. yine kanadı burnum, çıktım gereksizlikten, başım yine agrıyor.. beynimden gelen sancıyla.. var bir keder bana dahil olmak isteyen ama kaçıyorum ondan da...

Pazartesi, Mart 24, 2008

ikilemeden doğaç..


bugün tüm eski aşklara.. en ufağından en büyüğüne, en karmaşığından en saf temizine. ders felan hikaye. en nihayetinde insanız değil mi? öylesine yazılmış bir şey ya. bir yerde göz göze gelmemiz yetermiş ya zaten
................
eskilerden açılan sayfalardan bişeyler seçerken, belkide onlardan ne kadar uzak (yakın) olunmak istegimizi göstermeye çalışmışız. çöktü bir yerlerde liseden mi? en sevilen mi? esmer olan mı, kumral olan mı? yoksa sadece bal gözleri mi?.. leonardo di caprio nun yakışıklı oldugu yıllardan estantaneler...(=)
..............
posta gazetesinin verdiği saçma star posterleri. ilhan mansıza tapan minik lise hatunları. kurtuluşta bir börekçi. hacı hüsrev çingeneleriyle bir yolda mozaik ya. kültür sentezi bi yerde hayat okulu herşeyden önce. karşı komşu. pencere kapalı, perde kapalı. her akşam devir teslim rakıyı şarabı. en güzeli uykunun, en rahatı, en paspalı yaşamın. beşiktaşın en dalgalı zamanları. defile çalışmaları bulvarda. dolmuşla taksim, beleş tepeden kız kulesi. ve taksim ya=)... en güzel yeri gençliğimin. zaman akıp gitmekte süpürmekte ne varsa yaşantılar dahil. her sevilen taksime getirilmekte. kat kat büyümekte karnı geçmişimizin. siroz başlangıcı gibi.
.................
feshane den iskeleye yumulmaktaydı şarap elinde erol. yanında cano, dost, ozzy, iki de salak hatun (kullanmalık).. tekerrür etti tarihim sızıntılarım ilavelerimden çıkarken. şarapçı amcanın gözlerini büyüterek baktıgı rakımızdı rüzgarla dalgalanan saçları, masmavi gözleriyle... mezarlık dayakları.. pierre lotie den seyri aleme dalmak tavşan adasına, bitişimin yerine göz gezdirmek.. bir dede bir anneyi beklemek.. onlardan cilveler sunmak hayata.. kırılgan ruhlarla avutmak gözleri, birilerinin geçişini beklemek.. çılgınlar gibi seslenmek, emel in balkonundan bal gözlüge.. trajik işte keşmekeşin içinden seçilen yırtık hüsranlarmış.. yokuş yukarı çıkarken tıkanmalarımız da zevkliymiş, kaybolmalarımız mezar aralarında...güzeldi.. güzel kalıcak.. kalmalı.
................
spor ayakkabı giyme cezası. 3 geç bi tam gün devamsızlık. sağlık ocağı raporları.. ellerimizle boyadığımız duvarlar. koridor aşkları boylu boyunca.. ve etek boyu. alındığı gibi paysız kısaltılan.
...............
koşuşturmaca içinden seçtigimiz hoşluklar. güvecin yıllanmışlıgından gelen kıyma kokusu.. ilk dükkandan yenmez ama ikinci olan hani handaki minik dükkan.. bir de eker ayran. okuldan kaçılma geyikleri, metin in sopayla kovalaması, testereli bir genç, baltayla topuk yardırmalar.. heveslerin intikamı. aralarda kalmalar sevilenle sevenler muhabbeti..klanda içilen bira, ays ti, küçük saydıklarımın meyve suları. spartaküsün karabiber kokulu tostu.. son sene korkusu, heyecanı, endişesi, kuraklıgı, çoraklıgı.. yitirilenler.
................
velhasıl kelam büyüyüverdik. daha doğrusu öyle sandık. koşarak uzaklaştığımız avlu yabancılaştı bize. sandık ki üniversiteye kapağı atınca herşey tas tamam olacak. bitecek derdi herkesin. ebeveyn mod off olacak..uzaklaştık arkamızda istanbul. yol aldık bandırma izmir aydın.. vardık muğlaya. öyle küçücük öyle kendi halinde. 100 yaşında teyzeleri var. caanım ege. nasıl da sarıp sarmaladı. unutturdu herşeyi. açtı kollarını. marmaris, akyaka, bodrum, fethiye. güzelliğine kapıldık gezipdurduk haliyle=) okulu yazın da sevdik.. ev idare edip hayat idame ettik 3 er 5 er. gece gündüz bilmedik ama otokontrolü yitirmedik. kırsalına gülüp geçtik de saçlarımızı boyatmadık=) öyle ya feleğin çemberi istanbuldu.. biz oradan geldik.
...............
kazandıklarımız, şimdilerde bizlere eklenen etiketlerimiz var, insandan saydıklarımız.. çatı katının üçgenimsi camından bakıp yüksekligin korkusu da degil beklentisiyle sevindik. oldugumuz yer, dostlar, sevmeler kaldırım geyikleri.. itip kakışmalarımız.. kırmızıdan, sınav arifesinden sıyrılan yıgıntılarımız.. çalışma arası.. akyaka nın metrelerce koşulmasına ragmen bitmeyen sığlıgı, iskelede denize döktügümüz "yetti be şevki" yle birlikte attıgımız kinimiz hayata olan.. bekçinin izin vermeyişi "gamra bakıpturu"nun çevikliği.. güldüklerimiz agladıklarımız, tekne turu yanıklıgı, yüksek atlamalar, deniz hayatına yaptıgımız dalışlar.. oynaşmalar su altı geyikleri, su üstü develeri.. deniz inegini sağmak.. fonda kristinla yazmak sonu olmayanlarımızı.. belkileri hanileri keşkeleri düşünmeden ötelemek arta kalanlarımızı.. ve yine bir yaz daha geliyor sondan ikinci kez.. içimizde taşıyacak olduklarımız, sırtımızdan eksilmeyenlerle devam ediyoruz kıyametin içinde.. neresindeyiz bilmeden çözümün.
sonumuzun olmaması.

Cuma, Mart 21, 2008

sancılı sayfa'm

ambulans sesi, demir dograma sesleri, arabaların çıkardıgı yogun motor sesleri, fonda olmalı çalarken, mecalsizce yapraksız sayfalara yazmak geldi içimden. nerden başlayacagımı bilmeden başladım kusursuz olsun istiyorum. içimdekiler dışıma vurmaya çalıştıgım ama her seferinde bir güzel örttügüm yanlarım..

hatrımda kalan koyu bir ten.. aglamaklı bir çift göz, kalıntısız bir tek söz, anlamsız dökülen yaşlar, ellerinin yüzümde dolanışı, saçtaki dokunuşlar, fikrin yoruma kapalı hali.

savunan bir vefa.

atfedilen sunumlar, yoksayılan vedalar, bir kandil, loş ışıgın altında yanan iki can...

Cuma, Mart 14, 2008

kime ne? nasıl? nerde? ya bu ne?

planlanmamış hesaplar vardır insan hayatında. nasıl nerden başlanılacagı bilinmeyen ben attım en hafiften adımımı.. başlangıcım ya! en dipten çıkacagım yola. bir sırdaşla belki de tek başıma..
korkulası yönlerimi bırakalı ne kadar uzun zaman olmuş sevilesi yerlerim tükenmiş. ben sevmeden de olsa yaşayabilmek amacındayken. asıl istegim sevilmekti tabi ki tercihleri degişmeyen bir insan arzulardım bende. kalbinin yavaşça ama benimle attıgına sevinecek, yakıştı mı elbisem dedigimde utanacak, örtüler giyinecek, giydirecek çekimser erkegim olsun isterdim..
korktugum olmasın tanrım, tanrım dedim sana çekindirtme beni paylaştıgımı düşündügüm adama karşı. nefes alışım zorlaşsa da aptalımsı yazıların akabinde tutsamda kendimi, çıkış noktam sen olmasanda buluyorum eninde sonunda bir yer kendime her zamanki yerimi...
ben bulmuyorum sanırım artık, kendiliginden beliren bir uç buralar.. virüs yolla belki, belki bu sefer tüketirler sayfalarımı.. yoksa benden olmayanı daha fazla ögretmek istemiyorum bu düşsüz yaratıklara.

"bana neler dedirttin lanet olsun ey adam. ben bişey bilmiyorum. sadece içimden geldigini yapıyor içimden geldigini çalıyor, onunla baglanıyorum kopmuş tutuksuz noktalarıma..."

kifayetsiz kelimeler ya beni anlatamayanlar. sadece a ya basmak ne kadar zor işmiş meger. hele ki okumadan yazmak. sadece kükrüyorum tükenmez tükenenlere. hani seviyordun be vefasız... ürktüm artık istesen de senin ona yazdıgın kadar üzülemem sana.. kendi hayatımdan aldıgım tek varlık ortada zahi olmuş vaziyetlerde...

amanımsı kelimelerin de a.q. umursuzca umursamıyorum, iki agaç altında oluşunu. bir yakın dostla, iki yakın dostla paylaştıgım keskinsiz zavallı roman benim anıtım. nasıl bırakıp geldim seni, senleyken... bir günmüş benleyken ..yakınımdayken nasıl da yıpratmışsınız habersizce..


bu bir mektuptur sevgiliye yazılan.. hüzün mü anlatır sevgi mi henüz ayırt edemedim ya önemi de yok zaten tek bildigim sadece tek bir bakıştır bana bişeyleri anlatan.. kara kaşlar ve kara bir çift göz...

Perşembe, Mart 13, 2008

küçük o daha

küçücük bir nottu kızı üzen..
öncesi oldugunu, varlıgını koruyacagından korkardı hep. korktugu başına gelince anlamıştı bunu yapmaması gerektigini. eksilecegini düşündügü anda yıpratmıştı zavallı bedenini..

inanmıştı bu kez dogrudur demişti. herkeslerde inandırmıştı. nasıl bir oyunsa bu içine almıştı herkes, sanki herkes bilinçli bir şekilde hiç utanmadan yapmıştı bunu. severdi bazen sevilirdi ya ruhlar sadece severmiş meger. sevilmek ne zaman haddine düşmüş ki! sıgınmakta haklıymış nostaljisine. korunacak, güvenecek tek yeri oldugunun farkına varmaktan bıkmazcasına devam ettirmiş küçük gördügü yıprangaç hatayı. yıprangeç demeyi ögrenmiş.

elleri üşümüş yazarken karalarken sayfaları. silip silip yeniden yazmış tüketmiş varlıgını, varlıgından saydıgını. "neden yazdırır eller bana bunları?" diye sorgulamak zorunda kalmış herşey bittikten sonra. fondan sevilesi bir müzik çalarken titremeye başlamış, aç duyguları bedeninin basıncını çekmiş.

her itirafında yıprandıgını söylemek istermiş elbet. tutmak istemiş ama kaybetmek ona göre olmadıgı için yine susmuş. rüyalarda saklarken kalbinin bu denli fırlatıldıgını görünce verdigi öğütler gelmiş aklına. ne gerek var ki derkense bitiyorlugun içinde bulmuş kendini. susma suzan anlat derdini.

konuş artık! erteleme! kesiklerinden ürkme! acıtır belki öldürmez! hoş ölümden korkmayalı yıllar oldu be güzel anam. acı tecrübeleri ögreneli çok oldu. erken olgunlaştın.

"haketmedim yanındayken yalnızlık çektirilmeyi, seninleyken bile özlerim derken şimdi bu da nesi be çocuk fikirlim. boşluklarım var şimdi hadi tamamlamaya çalışsana bulamıcaksın bu kez. gizledim senden herşeyimi. haketmedim... haketmedi.. haketme.. haket.. hak.."



"küçüğüm beni yalnızlıgıma bırakın..." aldatmayın

Pazartesi, Mart 10, 2008

kargaşamsı karmaşamlı benli onlar

karakteristiktir anlar olur ki tutamaz dökersin kelimeleri. tırmanışa geçer istemsiz düşüncelerin dökülmek istercesine. öyle doluyum ki bu düşüncelere... yaşananlar, canlar, tükettim. uzakta beklenenlerim var, beni bekleyenler var. korku dolu bakışlar ardında okudum başka bir candan dökülen ince ince hazırlanmış sunuyu, özel ve önemlilerin özellikle seçildigini hissederek okudum. uyandı bende de zamandan seçmeler. minik elentilerim ardında gizlediklerim.

üşüyorum ısındıgım, sıgındıgımı düşünerek..


ürkütme beni.. azaltma.. seyreltme.. sogurma.. tüketme..

korkmuyorum...sana dönüyorum.. senden gelenleri tekerrür ettikçe..öyle işte..!

Cuma, Mart 07, 2008

kedi "zozi", insan ve türevleri


hayattan haber beklemek yorucuymuş, canların telaşesinde kıvrak hamlelerle cevaplar vermeye çalışmak da öyle. endişeyle kapattıgım gözlerimi açmam da buhranla oldu. ürkek bir haldeydim uyurken, sana yazacagımı düşünerek buğulanmıştım. sabah 6.30 civarları gördügüm bir rüyaydı bana açtıran gözlerimi, sendin rüyamdaki. uyandıgımda ise ateş gibi yandıgımı farkettim. yakınlarda buldugum kagıda karaladıklarımdan sonra dalmışım: "ilk gecen, benimse ilk sabahım. uyandım erkenden hayat diye! ellerim ayaklarım alev topu gibi, içimi sıkıyor. neden böyle oldum derken sanırım sebebim belli.. gittiginden bu yana haber beklemek ulaşılamamak, ulaşamamak can yakıyor, el ayagın ne haddine...!" böyle bitirmişim bana bıraktıgın cümlelerimi halbuki biraz daha beklesem senden gelen mesajın sevinciyle uyayacakmışım. neyselerimi, keşkelerimi bırakmıştım uzun zamandır. içim az da olsa rahatladı.

bir parkın ortasında insan olanla bira içmek, şarkılar söylemek gibi... zoziyi, zozileri sevmek gibi.. ürkek, korkak, kaçan gözlerle bakan zavallı kediler gibi kıtırdata kıtırdata özlüyorum gidenlerimi...

Çarşamba, Mart 05, 2008

sade kız ile arkadaşlık


arkadaş!

nasıl bir terimsin sen? arka kelimesi, arka çıkmak fiili, korumak kollamak, bişeylere -daş'lık etmek ..sırtını dayarsın işte.. pekiştirirsin her görüşmede, her şarkıda, her yerde çekinmeden..


bir gün de aşık olursun seversin kafiyesiz, redifsiz. uyum aramadıgın içinde takılırsın sillesine.. adım adım yaklaşarak sevmeye çalışırsın...ve olaylar..


sade kız bir gün sanatkar sevdicegi ... ile buluşur kanlıca'nın sakin havasında. hayatın güzelliklerinden bahsederlerken güzel ya! sever ya! arkadaşından bahseder. renkli görünümlü, güler yüzlü, eglenceli arkadaşını anlatır sevdicegine. derken buldukları en yakın telefon kulübesinden ararlar yanlarına çagırırlar renkli kızı. sade kızın sevdicegi sanatkar çocuk , renkli görünümlü kızla tanıştıktan sonra onu alay konusu haline getirerek sade kızı üzer. renkli görünümlü kız aralarından ayrıldıktan sonra sanatkar çocuk sade kıza, arkadaşından hoşlanmadıgını söyler...
aradan geçen zaman;
iş vesilesiyle şehirden ayrılmak zorunda olan sade kız sevdicegiyle vedalaşır. ilerleyen günlerde görüşme zorlugundan dolayı birbirlerini özlemeye başlarlar. sanatkar çocuk ile renkli görünümlü kız bir gün eminönü-kadıköy vapurunda karşılaşırlar. kadıköy'de çay bahçesinde çaylarını yudumlarlarken birbirlerinden etkilenmeleri sözkonusu olur ve istenmeyen olaylar gerçekleşir.
sade kız istanbul'a döndügünde yaşananların farkına vararak arkadaş dedigi sözde renkli görünümlü kızı hayatından, sevdicegim dedigi sanatkar çocugu da hayatı olmaktan çıkarır.


şimdilerde ise sade olmanın güzelligi, en tartılı sözlerle vermiş oldugu vedalarıyla hayat mucibesine devam etmektedir.



sade kız seni seviyoruz...(=

Salı, Mart 04, 2008

görünmez kadın -SBKD-


kelamlar edilmiş, gülünmüş eglenilmiş, ifadeler verilmiş tanımlamalarla. acıyan bir yer kalmış, odagı. adım atamaz hale gelerek körelmiş, kötürüm düşünceleri yüzünden tıkanan bedeniyle varlıgının arasına sıkışmış. tekil insanların koluna girip, oyunlar oynamış onlara da, onlarla da...kısıtta saklamış, korumuş, kulagı kanayan kediyi.

--cadde başında görmüş O'nu en son, sabahın körüymüş bir chevrolet miş O'nu alıp götüren, 56 model bir kamyonet. yaşlı bir amca birde O varmış kamyonetin arkasında. yaşlı amca çömelik otururken bir yandan da elindeki mendili soluyormuş, soyulmuş düşünceleri ardında... veda ederken amcaya takılan gözlerini çekmek istememiş, O'nun yüzüne bakınca olacakları düşünerek. destek almak için arkadaki çitlere tutunmuş dikenler, batmış ellerine, dikenli teller.. kamyonet horhor sesiyle ilerlerken sadece bir el görünmüş uzaklaşan hayatın ardından.. dönecegi aşikarken kapıldıgı hezeyan yüzünden titremiş soguktan donan bedeni.. günler geçerken mektup beklemiş küçük kız aldıgı haberler yanında, çektigi acıyı bastırmak zor olanı başarmakmış hep yazmak istedigi hikayesine başlamış, anlatmış olanı biteni, bitirmiş mektubu, zarfı kapatırken daha anlatacak ne çok şeyi oldugunu anımsayarak kaçmış mektubu öpüp salmış habere...--


nice zamanlar oldu, yaşadım, yaşlandım tom waits sardı her yanı şimdi argın sesiyle dinleniyor ruhum. son bir kez daha, son bir kez daha, so.. sarılamadım
bitmedi s b k d larım...


yanındayken yaşamak vardı ya uzaktakine dayanamıyorum...seni seviyorum...

damlalarımda saklısın...

hakiye


kemirgen zamanın degişken ruhlarını tanıdı. düşük ölçütlerle hazırlanmış topluluklar vardı, geçtigi yerlerde. kalıntılar içinden sıyrılamamış çırpınamayan balık misali kokuşmuştu ruhu. kafasını görmek istemeyen insanlara yedirildi, farkına varılamadan. farkına varamadı, o bile, düşüncesizlerin düşledigi kabuslara girince. istemli boklar degillerdi, dedi her kalan solukta. güvenin sarsmış oldugu güvensizlikte küçük bir balıktı işte. fışkırdı sonra bir grup su arkadaşı ve diger balıklar. bir yerlerde onların çaresizliklerine, aldanmışlıklarına, kandırılmışlıklarına bakarken daha da absorbe oldu çekilen sudaki ruhu. geçmişi düşündü, bir bedenken ki hallerini... yüreginde topladıgı kirli kanı nasıl da temizce minik bedeninde dolaştırdıgını. birilerinin midesine giderken, yutulmanın verdigi acıyla canı daha da yandı. küçücük burnuyla sadece besin aramaya çalışırdı oysa ki!



neden ayırdılarki bedeninden...

Pazartesi, Mart 03, 2008

baş harfler!

bizim bi arkadaş var insan dediklerimizden arkadaş diyorum ya en oluru yaraşırından..geçenlerde onun yazdıgı bişeyi okurken dikkatimi çekti de, hep hüznü kederi mi yazar insan!

mutluyum bugünde belki istediklerim olmuyor
belki sevdigim yanımda degil,
belki sevdiklerim mutsuzlar,
belki hayatı hala sallamıyorum
belki ..belki .. işte
böylesi midir mutlu eden insanı böylesiyse de iyiymiş
degişikmiş huzurla mutlulugu ayırt edememek, güzelmiş vesselam

baş harflerden bişeyler çıkarırmış birileri özenmiş...
olsun desemde içime yer etmiş azbuçugundan
katlandık işte..kelimeler hafızamda degil ama görüntü yerinde hala


neyse ki kırılsak da tamirimiz var, herşeyi bilelim derken bildiklerimizden de olduk iyi mi..

peh!

Pazar, Mart 02, 2008

öyle sevmem ama


hakedilenler yaşanmasa da dönem geregi zaman geregi başa gelen çekilir senfonisi yine tepemizde döner durur. adımlarını savunmasızca savurursun ama dikkat etmen gerektigini farketmeden.. birileri bişey diyecek yoktur ki olmamıştır. hayatında nefsi mudafaa yla tanışalı yıllar olmuş bıçak çekmişsin canından canını alana.. söylememişsin kimselere söylenmez ya icabındandır.. ben öyle sevmem ama yaptım işte..


fonda bilmedik bir müzik degil zerrin çalıyor, zerrin özer, çok dinlemem ya "şimdi rüyalardasın" diyor! vay be anlatılan en iyi kelammış benimle ilgili..

öyle sevmem ama yaptık bir kere girdik aşkın bilmem nesine.. korkaraktan..(=)

yoruma açık yerlerim kabardı bugünlerde, gitti ya! özledim! her gün dememe ragmen duymak istedigi bu degilmiş gibi gereksiz mevzularımız var derbeder karakterlerde..
gereksiz..
öyle sevmezdim ama bulaştım monogami geregi degil benimkisi sevdim akıdeş!
degişik de olsa sevdim. bilmesemde nasıl davranılması gerektigini yanlış mı yapıyorum diye sorgulamadan sevdim..
karmaşık yapılar içinde kargacuk burgacık yazıların arasındayım fes başıma..
sevimsizce ..
dışarı çıkmak zor geliyor havada kokusu kalmış.. tende tadı.. canda izi.. parfüm mü hatırlatan ama çıkarmadım t shirt ünü.. böcegi yanımdan ayırmadım sen yokken...


öyle sevmezdim ya sevdirdin..

Cuma, Şubat 08, 2008

isimsiz

kirlilikler çekti işvesiyle ruhumu içine
yorgun ruhlarla avundum sahte miydi anlayamadıgım yerlerde..
zamanlarım daralmıştı ararken bir omuz , ben mi daraltmıştım olmayan zamanı
çakır keyf dizginsiz muhabbetler ederken, unutulurmuş derlerken
nasıl da savunmasız hale gelirdim her seferinde kendime
mecnun dediler leyla dediler saçma dedim. susun!!
körelmişler bi yerlerde unutmuş birileri bu kör nankörleri
nasıl tepkisiz katotonik şizofren olmuş en tehlikeli yaratıklar bile
geçmiş sana döner mi hiç??
gelecek senden bekler mi ?
sen mi beklersin yokluklarda avunmak adına
güzel bi yüz usulen belirir ya hoş çelişkiden kaçarken sevdigini anlamaya çalışır çogu
neyi neden nasıl sever insan??
sorun mu var sorularımda ?
anlamaz anlayamaz hiç bir canlı sen yokken sensizligin ifadesini..
herkesin ki farklıymış benimki apayrı hatunum..
serseri gibi dagıtmak istiyorum yine sıgınıcak limanlarım sıgınmışken başka korkuluklara
her izleyişimde her dinleyişimde her görüşümde açılıyor sayfamız zamansız..
özledigini anlamak da zor özlemek de en acısı da bilememek nasıl oldugunu..
cezalar verilir elbet en özeli yine sende.. yine çektin en cazibinden alakayı


korkutma içimi seni bekledim..bugünde..

Cumartesi, Ocak 12, 2008

veda..


yıpratır çogu zaman gidenin yolunda yollanmak, zamanın yudumlarını yudumlarken bogulursun. gidiyor ya ardından bakakalıp, "kalıp" olursun. ince saz söylemiş ben degil vedalar firardır da "sakla beni bulmasınlar sabaha kadar" diyen birine nasıl veda eder bir müslim, gayrimüslim, insan ulan! insan! mevsimin bitişi dönüşsüzlüge, son vapura döner zordur veda etmeler. korkutur, acıtır, can yakar. ederken de yakar edilirken de.
etmeseydik vedamızı.. etmedik de "hep aklımdasınız" diyen birine...

mezar

durak noktamız. dengelerin buluştugu sözde hükmün verildigi zekaca tanımsız, duygusal baglamda yaşamın en kötü belki ama kişiseliz ya a.. k..! sevdiginse orda varolan pardon yokolan, hani dönüşsüz olan, o zaman huzurun yeridir vesselam.beklentilerin zamansız alır seni tıpkı onu senden alanlar gibi yorumun en alasını yersin ...mezar işte

geçmiş

gelecekten yozlaşmış, üstüne kirler pasaklar bulaşmış, korku dolu bakışlarla donuklaşmış mat tarih. zevkin utandıgı, hayatın sakındıgı bir iki cümledir anlatılmak istenirse şayet. yorumlar yoktur çogu zaman, zaman ya geçmiş ne kadar geçmiş de olsa katacak ya en katmerlisinden cefayı sefasızlıgına, indir-di darbeyi -di'li geçmiş zamanda, indir-miş zamanı miş'li geçmiş zamanda. mutluysan mutluydun be insan, korktuysan da korkmuştun, kaçmışsan da kaçmıştın, sevmişsen de sevmiştin en miş'lilerinde...

yagmur

sorumsuzca ıslanmak, evine gitmek istemeden,sıgındıgın bir dost omuzu,paylaştıgın pek çok seydir destekçin. yanında olanlara sahip çıkarken hiç ummadıgın anda çalar telefon; "merhaba" dersin ses:"sizi unuttugumuzu sanma" demektedir. anlamazsın bir müddet anlamlandırmaya çalışırken ey dost sen miydin beni istedigimle kavuşturan, yoksa istedigim mi bana kavuşmak istedi? anlamak ifade dışı, neyseki zor zamanların fedaisi yine terketti beni, cellat. seninle uyuyacagım kavuşmak istedigim! sadece seninle uyanmak için.yagmurlu bir gündü sorumsuzca ıslandıgım ve ıslattıgım.

ruhi'm

çocukken yarattıgım kahramanım.yıllarca yaşamayı sürdürdük birlikte uzun ömürlü bir ilişkiydi bizimkisi.sürer de dedik beraberligimiz, ben yaratmıştım onu, benim istedigim gibi biriydi.başlarda kumraldı sonra büyüdükçe esmer oldu bal rengi gözler taktım, yeşile çalan gözlerine.kahverengi saçları zamanla siyah kıvırcık oldu.çirkinleşti büyüdükçe ayıpları arttı, sakınırken onu kendimden bile gizleyemez olmuştum hedeflerimi hırslarımı.kırık düşlerde saklanan sakıncalı düşüncelerim arasında gizlemeye karar verdim ruhimi.hoş ben sakladıgımı sandım o çoktan gitmiş ruhlar alemine.hain ruhum! sen de mi bre zındık?aslında yokmuş büyüyünce ögrendim,keşke hiç büyümeseydim

can'a


donuk zamanın boş sayfalarını karıştırdım dün.. yaşamla ölüm arasında kalmış o ince vebali gördüm.
yanımda olmak istermişcesine kucakladı beni.. bende onu.. varlıgı nasılda varmış yoklugunda bile.. becermiş en uzaklardayken de hayatta kalabilmeyi pek çogumuz yapamazken, boşken.. rüya mıydı? hayal miydi? istek miydi? sorumsuzca gelmişti. bu degildi önemli olan gelmişti ya, rüyaydı aslında en güzellerinden.. yaralıydı yüzüm koşuştururken, bi yerlere yetişiyorken tam da o sırada yaralı yüzümü sarmaya gelmişti... o an en berbat eczane bile tertemizdi hijyen olmuştu adeta.. sevdi yüzümü sağ yanımdaydı yaram, önce acıdı, sonra kapandı, sonra iyileşti şefkat görünce.. özlemiş..
saygılarımla ruhum..