Fotoğraflarına bakınca nasıl güzelse, tadınca başka bir güzelmiş Sarıgerme.
Haritadan seçilmesi kolay olan krokisine baktığında can attığın
farklı bir pencereymiş Fethiye/ Ölüdeniz.
Denizin sonsuzluğunda bir huzur serpintisi yayılıyor damarların arasından
Zevk, neşe Tanrıçası Fama' nın tadına baktım.
Muğla' da görülüp görülebilecek neler varmış dedim.
Güzel şeyler yaşamaya adıyorum ruhumu.
Bir izin koparabilirsem şayet hayattan.
Gülümsemenin bile gerçek bir yükümlülük olduğu şehirsel sorunlardan uzaklaşmak için
yapılmış zevkli bir seyahatte kurtardım bedenimi.
Yapmak istediklerim bitmiş değil, hiçbir zaman eşik değeri noktasına ulaşamayacağımı da biliyorum. Dinlediğim müzikler dahi çilekli- kavunlu kek tadı veriyor; zamanın dönüşümlerini en derinden hissettiğim bu dönemde.
Denizinin kokusu bile bir başka güzelmiş Fethiye' nin.
Bırakıp gitmek istemiyorum şirin, temiz havalı, edalı Ege' yi.
Gitmek istemiyorum karmaşanın içine..
Ve bir şarkı tavsiye ediyorum.
Deep Purple-> Lalena.
Perşembe, Haziran 11, 2009
Güzelliklerin Tadına Bakmak #1
SESLENEN Rönesans Casusları zaman: 17:07 0 ATIFLAR
SERZENİŞ hayat, in the mood for love, Kendime Sığınıyorum, muğla, tarih tekerrür ettiren şarkılar, Yaz Gelmesi
Pazar, Haziran 07, 2009
Bir Kongre
Bir güvercin konuyor masama
Bir parça ekmek diliyor benden
Ne ekmek kalmış ne emek diyorum
Bembeyaz yüzünü çeviriyor benden.
Ovuşturuyorum gözlerimi,
Uçup giderken, kayboluşunu izliyebiliyorum
Issızlaşıyor her yer
Gün batımı yaklaşıyor.
Faydaların maksimize, kayıpların minimize edildiği
Optimizasyon probleminde görüşelim.
SESLENEN Rönesans Casusları zaman: 12:38 0 ATIFLAR
SERZENİŞ Kaçış, Kendime Sığınıyorum, toiche, Yaz Gelmesi
Cuma, Haziran 05, 2009
Verebilecek Misin?
binbir zorluk sonucu web sayfama ulaştım.
birkaç hedefim var yarın saat 4' ten sonra uygulamak istediğim;
- öncelik olarak final-i cümbüşten fırlamak namına uykusuzluğun dibine vurmuş bünyemi bi' kaç milyon yıl dinlendireceğim.
- ikinci olarak deniz denilen varlığa kavuşmak adına fırlayacağım evden cumartesi günü uyanabilir isem şayet.
- üçüncül isteğim, bir olimpos ziyafeti, bir sarıgerme özlemi.
- ve sınırsız download yapmalıyım, sömürmeliyim bütün database' leri.
sun bana bunları, hakettim ben bu kadarını.
yeterse yeter canım. aa.
EDİT: son anda eklemem gereken bişey çıktı: zeda' yı hazırlamak. Ama neye? =)
saygılar efendim.
SESLENEN Rönesans Casusları zaman: 01:36 2 ATIFLAR
SERZENİŞ hayat, Kendime Sığınıyorum, toiche, Yaz Gelmesi
Salı, Haziran 02, 2009
Dünyanın En Yakışıklı Erkeği #2
SESLENEN Rönesans Casusları zaman: 18:16 0 ATIFLAR
SERZENİŞ Gerard Butler
Cuma, Mayıs 29, 2009
dey(ğ)iş'im #4
Sınırsızlıkları atıyorum içimden
İstenilene ulaşmanın zaferini,
Zaferi yaşayanlara ithafen, kutluyorum en içten.
Tebrikler kazandınız!
Bizden bir dünya dolusu boşluk.
Sepet sepet ve tepe tepe kullanınız.
SESLENEN Rönesans Casusları zaman: 16:46 0 ATIFLAR
SERZENİŞ geçmiş, hayat, Kendime Sığınıyorum, Vayanasınısayınseyirciler
Çarşamba, Mayıs 27, 2009
dey(ğ)iş' im #3

Misread.. kendime ithaf ediyorum. Anlamlanıyorum.
http://rapidshare.de/files/47315759/02_-_Misread.mp3.html
"If you wanna be my friend
You want us to get along
Please do not expect me to
Wrap it up and keep it there
The observation I am doing could
Easily be understood
As cynical demeanour
But one of us misread...
And what do you know
It happened again
A friend is not a means
You utilize to get somewhere
Somehow I didn't notice
friendship is an end
What do you know
It happened again
How come no-one told me
All throughout history
The loneliest people
Were the ones who always spoke the truth
The ones who made a difference
By withstanding the indifference
I guess it's up to me now
Should I take that risk or just smile?
What do you know
It happened again
What do you know"
SESLENEN Rönesans Casusları zaman: 12:26 4 ATIFLAR
SERZENİŞ Kendime Sığınıyorum, toiche
Pazar, Mayıs 24, 2009
Eşanlamlı Kütlemler
Bir kıvılcım neşrediyor!
Boncuk görünümlü ezgilerde,
Renklerden seçilmiş bir kaç notayla,
Kıyılmış kıvamlar çerçevesinde oluşturuluyor melodim.
...
Bir slogan neşrediyor!
Kırılma noktasına gelindikçe,
Raflara kaldırılmış sözlükleri,
Çekmiyor artık kanım.
..
Bir veda neşrediyor!
Yitilmişliklerin ardına sığınarak kaçan, bir veda.
..
Ve bir selam lutfediyor zaman bana,
Mürekkebinde gizli, kalemimin.
SESLENEN Rönesans Casusları zaman: 21:54 0 ATIFLAR
SERZENİŞ geçmiş, hayat, Kendime Sığınıyorum, tarih tekerrür ettiren şarkılar, toiche
Bir Konuşmadan Alıntı
DÖNÜP BAKTIĞINDA KOSKOCA BİR HİÇİZ
| YENİ GÖRECEĞİN YÜZLER BUNLAR GERİDE BIRAKTIKLARINI DÜŞÜNME .. HAYAT ARKASI GÖRÜNTÜLER HAYAL EDEBİLECEĞİN KADAR ÖZEL | |
| İÇİNDEN SEÇ ÇIKAR YARGILAMA ZAMANI GERİYE DOĞRU GİDERKEN BULANIKLAŞIR YÜZLER | |
| BİR ÖRTÜ KAPLAR KALBİNİ HİSSETTİRMEZ TUTKULARI HERŞEY BİTMEYE BAŞLAR YİTİRİR DUYGULARINI | |
| BİR YUDUM HAYAL ÇEKERSİN NEFESİNDE AKARKEN AKLIN YANLIŞ YOLDADIR İÇİNDE HİSSEDERKEN... | |
| .. | |
| ... | |
| .. | |
| BIRAK BENİ KARANLIK DÜNYAMDA IŞIK OLMAYA ÇALIŞMA SARMIŞSA RUHUNU YALNIZLIK GEÇİRMEZ DUVARLARINDAN BİR PARÇA BİLE UMUDU .. | |
| ŞİŞELER DİZİLİR YILDIZLARIN ALTINDAKİ RENKSİZ BİR GECEDE BİR ŞARKI ÇALSA BİLE UNUTTURMAZ GEÇMİŞİ, İZLERİ, ACIVEREN AŞKLARI | |
UZAKTA DEĞİLSİN ASLINDA AMA GÜCÜM YOK İNANMAYA HERŞEYİ SİLDİĞİN ANDA ESKİ BİR ACI ÇARPAR RUHUNA | |
| KENDİNE GELDİĞİNİ SANDIĞINDA TEKRAR DÜŞERSİN O KARANLIK KUYUYA... |
Cumartesi, Mayıs 23, 2009
Bu Benmişim # 1
Akıllı deli
Salı, Mayıs 19, 2009
Cumartesi, Mayıs 09, 2009
Hayatın Bittiği Noktada
Plansızca yapılmış bir bar seyahatinde bilindik gözler.
Planlıca yapılmış ikinci bar seyahatiyle vuku bulan sözler.
Adımlamalar, nüksedişler,
Bilinmeyenin çekiciliğiyle yaklaşması.
Hızlı sürülen bir araba,
Yanık lastik kokuları,
Bir de tırmanış yar da
Ve bir de zamansız kaygılar..
Aynaya bakmak hiç bu kadar yürek istememişti.
Kızıllaşmış gökyüzüne bakarken,
O yabancılaşmış siyahın bir parçasıydı.
Benimsenmiş uzaklığın silüetiydi, tenimde.
Amip gibi türeyen düşünceler
DNA' sı bozuk bir bedene aktarılmak istendi.
Damarları çekildi,
Bulunamıyor son kurtarış için bir yer
Ve ölümü doğuruyor bilekleri.
Gerçekçi terimler duvarda yazılı,
Duvarın rengi dönmüş,
Kimi gitmiş, kitap bırakmış monologa;
Kimi gelmiş yazmış düşüncelerini.
Hayatın bittiği noktada..
Hayat apartmanının 3. katında içmek istiyorum.
Pazar, Nisan 26, 2009
Bir Kapı Aralandığında

Derken bir Rum kadınla rastlaşıyorum; tanışıp konuşuyoruz.
Anlaşıyoruz halli-halsiz, sanki samimiyetsiz ama sıcak.
Bir adım kadar uzak bana özgürlük, yanaşıyorum, bakıyorum; derin çok derin..
Geçmiş nüanslar geliyor aklıma ve diyorum ki: hani hep merak ettiğin "sonsuzluk" şimdi ayaklarının altında..
Bu kadar yaklaşmışken doğrucu, ifadesiz, ama bi' o kadar istediğim şeye ulaşma azmi tetikliyor damarlarımı..
Etraftaki gemilerden bana bakıyorlar, beni izliyor biri; en tepede sessizce gözetleyene gülümsüyor ve kollarımı açarak atlıyorum, beni özgür kılacak sonsuzluğuma.
Keyfim kaçıyor; uzaktan gelen yelkenlinin batışını izliyorum..
"Sonunda başlangıcı gibiydi.." sözünü anımsıyorum Zafer Akkaş'ın..
Arkama bakmıyor, ilerliyorum yanıp sönen fenere doğru.
Liman aramıyorum artık, herhangi bir değişim gözlemlemek de istemiyorum.
Kendimi anlatıyorum, yine kendime dönüyorum.
"Tuhaf" kelimesine ilk sığındığım an geliyor aklıma ve şimdi söylüyorum; bitişler de en az başlangıçlar kadar tuhafmış.. Tüm yaşanmışlıklar, bana katılanlar, benden gidenler, farklılaşmalarım, hisler, sözler, hedefler, kavramlar, gerçekler.. Kararlılık örneği sergiliyorum, en yakına yazar gibi anlatıyorum; duru ve yalın.
Şarkılar silsilesine sığınıyorum, az biraz tıkanmışlık var kafesimde, geriye bakamıyorum, yüzüme vuran sulardan kurtulma çabasındayım; şimdilik.
SESLENEN Rönesans Casusları zaman: 01:52 2 ATIFLAR
SERZENİŞ hayat, Kendime Sığınıyorum, toiche
Pazar, Nisan 12, 2009
"İki Noktaların Kızı"
Bir hayat sahnesi sergileniyor gözlerimin önünde,
Ellerimle sımsıkı tuttuğum kumlar azalıyor görüyorum.
Bi' parça daha mı alsam diye eğiliyorum,
Gel-gitlerden su çekilmiş, kum çekilmiş.
Tabanlarımda birden acı hissi uyanıyor
Taşlar, çakıllar, bir kaç kesikle kanıyor yaram.
Su soğuk ilerleyemiyorum..
..
Bir çöp konteynerının etrafına örülü duvarda
Yazılabilecek en son isimdir O'nun muktedir, O'nun şahsına münhasır adı.
..
Yine bir duvar kurs çıkışlarında,
Tünelde, gecenin sesiyle soida'yla dinginleşmektir.
..
Ve yine bir duvardır seni dinleyen, cevap veremez; yetersizdir, eksiktir.
Eteklerinden dökülen usul, saygınsız ama mutaasıp bir şevk-i.
..
Yeniden bir duvardır vecizelerin döküldüğü.
Kendine kalan, kendinden gelen, kendinle gelen.
DİP NOT:Kendime sığınıyorum =)
Bir de öneri: VEGA- Uçları Kırık
http://rapidshare.com/files/220614022/06_u_lar__k_r_k.mp3
Çarşamba, Mart 25, 2009
Serdar Keskin'dir
Serdar Keskin- Kaçış
dinlenesi, dinlendiresi buna rağmen uzak durulası şarkıdır.
http://rapidshare.de/files/46325110/07_1_._Kac__305_s.mp3.html
SESLENEN Rönesans Casusları zaman: 02:01 0 ATIFLAR
SERZENİŞ Kaçış, Serdar Keskin, tarih tekerrür ettiren şarkılar
Salı, Mart 24, 2009
Ceteris Paribus
Bir düş şarkılardan kurulmuş,
Bir gazete haberi eskilerden kalma,
Aslında yıpratılmış bir platformda,
Sakin dramalarla eşleştirilen, ruh karmaları sonucu
Güzel görünüyordu tenin.
Haber vermeksizin kaçıyorlar her seferinde,
Zor olduğundandır tercih edilmeyişi; duygu ifadesinin.
Hırboca anlaşalım, yeknesak devam etsin haliyet-i ruhumuz.
İskelede terkedilmiş bir sandalye, tek ayağı kırılmış.
Oturulmasına izin vermiyor, biraz çabalıyor ve kıvrılıyorum yavaşça.
Ufukta derinlemesine bulut var, denize düşen damlaların sesi göğün hırlamasını bastırıyor.
Gizlenmiş bişeyler çıkmaya çalışıyor, başarıyor, son kalan damlalar da düştükten sonra
Görülüyor ki; Güneş.
En masum haliyle gülümsüyor
Uzanıyorum, dokunuyorum.
Sandalyemin ayağı düzelmiş ya da hiç kırılmamış.
Değişenleri gözlemleyince, ceteris paribus geliyor aklıma,
Diğer bütün değişkenlerin sabit kaldığı teorisi
Ve beni değiştirene odaklanmaya çalışıyorum.
Çalışacağım.
Salı, Mart 10, 2009
Niyet Mektubu
kelamlarin altında saklanan bir sır var
bütün vücut havzasını soğuran
ve yine o havzada üstü hiç açılmamış bohçaların tozu birikmiş, yıllar yılı..
..
tasvip edilene yaklaşmak
bir nevi eldekinden elini ayağını çekmeye çalışma çabalarına sevkediyor.
..
saçmalamak en tepkimeye giremeyen anlatım yoluyken,
onu seçmek nasıl bir çaresizliktir ki.
..
tek odaklı yaşanmamalı
merkeziyetçilikten uzak durmalı
elettirmemeli, elememeli.
Mendelsshon dinlenilmeli..
SESLENEN Rönesans Casusları zaman: 12:20 0 ATIFLAR
SERZENİŞ tarih tekerrür ettiren şarkılar, toiche
Pazar, Mart 08, 2009
Dünya Kadınlar Günü'sü (1)

gel! gidelim senin olduğun yere
elimi tut bi' kez daha
belki o zaman önündeki engeller silsilesi açılır gacur gucur..
gel! konuş benimle gidemediğiz tatil kasabasında
yıllarca da olsa beklerim ben..
gel! dokun bana his demetlerin çekilmiş
kemikleşmiş adeta duyguların..
gel! bak aynaya,
yansımaların yanıltmasın seni
ben sen değilim, değildim bir zamanlar..
gel! dizinde yatır beni.
nasırlaşmış bütün dokun..
gel! öğret bana.
bildiklerim, sen bilmediklerimi anlat..
gel! sensen o gördüğüm silüet gerçek ol artık dokunduğumda içinden geçmesin ellerim..
Pazar, Şubat 22, 2009
Ya Sus!

Önemsiz görünüyor bize dikte edilmiş birçok şey,
Sürekli bir savsaklaşma hali.
..
Derli toplu, akıllı uslu, tekli çiftli,
Seçilmiş hayatları darma dağın yaşarken,
Piyonluğu keşfedip, denerken farkına varmak gerçeksel düşünlerin.
..
Şanslar büyük Varolmamış Dağ'ın altındaymış,
Lavı hareketlendircek birkaç yeraltı aktivitesi gerekli.
..
Örümcek yerdi de, ne yerdi bre Mazlum?!
..
Kullanılmamışlar diyarına giden yiğidin harcından bizde var mıdır?
Onay Verilmedi
ya da yeter gördü bize verip alan,
ya da bu bi oyun, yalnızca yanlışların dogru oldugu..
Çarşamba, Şubat 04, 2009
Mutluluk ve İfadesi
mutluluk mudur ayakta tutan insanı yoksa bir lokma umut mudur?
kısmi türevi alındığında bir taşın suya düştükten sonraki izinin yansıması ve en nihayetinde dalgaların yayılımı nasıl bir dağılım gösterir?..
adım atarken bazen nefis doluluğundan; adım atamaz gibi olur ya insan, topuklarından hisseder yer çekiminin ne denli büyük bir hikmet olduğunu. hiçbir yere gitmeği göze alamaz hale gelir, tıkanır, tükenir, yorulur. bitmez. bitemez çünkü mizaç gereği.
belli zamanlarda beliren çıbanlar vardır, oluştuğu yer itibariyle insanı insanlıktan çıkarır, her şey bi' tarafa.. acı verir, can yakar. koparmak istersin, dokunduğunda tüm vücudunla hissedersin sızıyı.
karanlıktan korkarsın ama şehvet gereği merak da edersin, orda olup biteni.
çocuksundur düşer kalkar, büyürsün; kapılara tırmanırsın, ölsen canın acımaz, acısa da güler geçersin. anlıktır hüznün. çocukken istediğimiz şeyler olmadığında önce ağlar sonra da unuturduk, çünkü tamiri mümkündü isteklerimizin.. şimdiyse ya isteklerimiz büyüdü ya da..
anlamlı birşeyle ilgilenirken farklı bir tavırla yaklaşırsın hani, değişirsin bir nevi, bir odunla eşdeğer görünmemek istersin.
utandığın, ayıp taraflarını örtmek için mi elbise giyersin, yoksa amacın yalnızca görüntün müdür?
Abidin Dino'yu tanıyın. Mutluluk bazen küçük bir kelimede gizlenebilir.
Salı, Şubat 03, 2009
Felsefesitt
varoluşun analizci tavrı, oluşumun sorgulaması
türevler arası çatışmanın yansımalarından doğan
klasik hayat teorisi.
ençoklaştırılmış sisteme ayak uydururken
direktiflere boğulan çakramın aurası bozuldu.
bele kemer, kel başa şimşir tarak denir, uyum güdüsü gereği.
uyumsuzluk sonsuzluğuna giderken bir sokakta rastlaştığımız
olasılık dışı etmenler varken,
onların varlığını reddederken,
samimiyetsizlerin samimi tavrı,
açıklayıcılığı beraberinde taşımış bulunmakta.
anlamı bilinmeyenlerle anlamsızların savaştığı ortam
ve savunucular;
bu kez de yansımaları rötüşsuz aktardı(m).
stop!
kırmızı bir renk midir?
yeniden doğuşun farkında olmak vardır
sığınılmış siper edilmiş göğüsler..
özgürlükler ülkesi gereği, arşınlanmamalı yollar.
fütursuzca söylenmiş bir kaç söz ve sarfedilmiş bir ifade!
hepinin topu buysa topun simyasını incelemenin bir anlamı olmalı,
ne kadar anlam katar ki faydalanmamıza, kalanla gidenin sorgusu.
düşen bulutlar hayal ediyor
yükselmeden yerden yüksek oynuyorum beyaz, temiz, saf.
takılıyorum her seferde.
yardıma ihtiyaç duyulmadan duyulmuş sesle birleşen efektler
zamanlarımı anımsıyorum.
kırmızının önemli olduğu yerde görüşelim..
Cuma, Ocak 16, 2009
şu veya bu zamanlar

bir enerji yansıması
bir gölün fısıldaması
güvensiz, ayni zamanlar
ufuga kalan son birkaç saat
ödülü bilinen bir süreç
okunmamış kitapların, okunmuşlara olan aksi edası.
biriken beyaz kağıtlar
sonun başlangıcının bi'fiil duyurulması.
...
kayıktaki ağlar gibi karmaşık
"Rastgele" yakalanmış bir balık.
...
tadına varmışlığın humması içinde
elektronik seçkilerden bir hayat belirtisi.
zaman geçermiş...
Pazartesi, Ocak 12, 2009
I guess..
düşüncelerin arasında massedilmiş.
yansımaların yansımaz olduğu fırsatsızlıklarda,
his demetlerinin arasında sıkışmıştım.
geri gelişinle aydınlanacak gibi görünüyor zamandan soyutlanışlarım.
perdenin açılmasıyla güneşin son kalanları sığındı odama.
çıkmak istemiyorlar.
yatık yaylılar çalıyor, sızıntı eşliğinde keşfediyorlar dünyayı.
....
birkaç bedende ruhum.
....
trombonlar eşliğinde giriliyor masal evine.
Spring' inde anlatmak istedikleriyle,
bana anımsattıkları adına, Vivaldi' yi seviyorum.
.
Pazartesi, Kasım 24, 2008
Samuray

Birşeyi olanı, onlandırmaya çalışanlar için söylemiş Murathan Mungan:
"çünkü sen bir samuraysın
çünkü o bir samuray
bir bulmaca gibi çıktın ortaya
parçalarını yanlış yerleştirmişler
ve sen bunun nedenini asla bilmedin
çünkü bir samuraysın çılgın savaşçı
değiştirmiyor seni takvimler
bir kılıca benziyor öne sürdüğün gövden
kaynağı belirsiz bir ışık aydınlatıyor
suyun verildiği yeri
ve bilmiyorsun kapıların ardında ne var
anlamak istemiyorsun seni bekleyeni
çünkü sen bir samuraysın
çünkü o bir samuray "
Salı, Kasım 18, 2008
BEN BUGÜN DOĞDUM İŞTE
Doğmak günü. Birey olmak. İnsan olmak. Karakter oluşturmak. Günlerden bir gündür yirmi olmak. Niceleri heyecanla beklemiştir, kimileri dönmek istemiştir; öyle bi' yaştayım. Değişen, çok da etkilendiğim bişey yok işin özü.
İlk hediyem sevdiğimden sevgi dolu bir profiterol, ikinci hediyem ise kuzumdan Çamlıca Gazozu. yediğim en güzel prof., içtiğim en tatlı gazozdu; şişesini ömür boyu saklayacağım mesela..
Ve herşeyin önemini yitirmesi, özlemek herkesi, herşeyi İstanbul'u. Aileyi, anneyi, kardeşi..
Naif insan olmaya çalışıyorum epey zorluk çekiyorum. Haydi hayırlısı.
EDİT 'i hakeden bir yazı oldu. Bu yazı saat 7 sularında yazılmıştı efendim. Ancak daha sonra Toiche kız odasına gider, içeride biricik sevgilisi bir sürü sürprizle onu beklemektedir; bir şişe şarap, iki kadeh ve özenle hazırlanmış, kalpten bir kutu. Ve maneviyatı..
Bir film Notting Hill, bir albüm ve tam da alınması niyetlenilmiş bir kitap.. Ve yine tabi ki vazgeçilmez şal arşivime bir kaç katkı daha..
Evdeki sessizlikten, sevgilideki hallerden sezinlenmeliydi ama iyi oynadılar:)
Velhasıl kelam filmi takıp, şaraplarımızdan birer yudum aldık ki Muğla' da nadir karşılaştığımız bir sarsıntı yaşadık. Evet deprem oldu.Elektrikler kesildi. Yalnızca birer yudum almıştık şaraplarımızdan, herkes gibi bizlerde sokağa döküldük ev ahalisi olaraktan. Derken Assos'a gidildi Aferim gitarı, flütü almış, mini müzik ziyafetinden sonra; hastalığım nedeniyle evimize döndük filmimizi izlerken, kocaman bol krokantlı, çikolatalı ve üzeri tam da istek üzerine muzlu bir pastayla odamıza daldılar..
Geç saatlerde üflediğim mum 20 yaşımda vatana millete nakledildi. Saklayınız efenim. E kolay değil benim 20 yaşım bir aksiyon olmalıydı. Mutluyum, her ne kadar bu duygusal cazipliklere sıcak bakmasamda; çok mutlu oldum.
Gerçekten...
Cuma, Kasım 07, 2008
Kendim'e
Ne kadar çılgınmışız meğerse. Meğer ne kadar karamsarmış ruhlarımız. Tıkanan, tükenen, tüketenler diyarını oluşturmuş, kendimizden bi' haber olmuşuz haberimiz ola ola. Akıl hocalıkları yapmışız aynı dertten muzdarip olduğumuz halde, çevre sakinlerine. Devrik cümleler velhasıllı kelamlarımızı artırmış, pek çok suçu farkında olarak, isteyerek işlemişiz; günahkar olmak adına.
En sevdiklerimizden vazgeçmişiz bazen muktedir olana odaklanmak için. Eseğin götüne sokmusuz en sevdiğimizi, pislik bulasacağını bile bile.
Ulan diyorum geçmiştekiler hani annelerimiz, babalarımız, dedelerimiz hatta; evet. Onlar yani, düşününce nasıl da dirlik düzen çerçevesinde, kendi umutları uğruna ne adımlar atmışlar büyük deli cesaretlerle. Savunduklarından vazgeçmemişler. Aza tamah etmişlerde, yiğitliğe bok sürdürmemişler. Kelimelerim küfr-ü hicaz olsa da hüzün çağrıştırsın, herhangi bir argoluk niyetinde değilim.
Yediremiyorum yalnızca. Onlar nasıl bu kadar elde tutulur zamanlar yaşamışlar bizlerse nasıl da boşa geçirmişiz hayatımızı; sözde hayatımızı. Bize ne verdilerse beklemişiz işte, çişimizi bile geç söylemişiz. Hayat hakkı isteyenler var, mutlu olmak isteyenler var, canı sıkılan harbe gitmek isteyen, 3. dünya savaşı çıkar mı dersiniz sorusuna yanıt arayan gencolar var. İğrenç bir şaklabanlık içindeyim. Artık babam aradığında bile utanıyorum değil ki hatun kalksa gelse "Kızım neler yapmış!" dese,
cevabım: "Sen burda kal, ben yerine yatarım." olurdu sanırım, utançtan. Çok da beter değilim sanki; al işte yine aynı terane.
susmalı. İnsanım cevap verdikçe çoğalıyor yük. Bu yüzden içmiyorum.
Pazartesi, Ekim 13, 2008
Şizofrenli'ğim
Ne diyordum: şizofrenlik. Evet, her konuşmada ön plana çıksa da, sevdiğim insan her seferinde bana bunu söylüyor olsa da, ben bu işlevi; yani kafamda yaşattıklarımı yaşamaya bayılsam da sanırım pek haz duymuyor, başkaları.
Aslında bunun yanısıra bir de psişik olma gibi bi' durum dahilindeyim: telefona bakıp
çaldırabiliyorum.
Aldatılma çanları çaldığında istemsizce bi' mesaj atarak bu durumdan kendimi kurtarabiliyorum.
Rüyamda gördüklerimin gerçekleşmesi cabası..
Ne pis bir insanmışım meğer...
Velhasıl kelam hayatımdan memnun değilim; böyle manyak olmayı seviyorum, insanlarla uğraşmayı da seviyorum..
Hayat'ıma oyunlar katmazsam yaşayamam ki ben; sıkılırım..
Cumartesi, Ekim 11, 2008
BaBaZuLa
Önce insani bir tanımlama çabasına girdik, anlamaya çalıştık. Cazibesi yüksek bir hatunun dansı, gözleri ve güzelliğiyle herkesi aşığız biz moduna sokmasıyla başladı aslında herşey. Birkaç şarkıdan sonra açıldı damarlar ve neredeyse tüm bar BABAZULA olmuştuk. Beklenenden öte performans sergiledik hepimiz, kadın olduğunu sandığımız ancak tereddütle dansı keşfini izlediğimiz bir insan vardı da bizi pek ırgalamadı. Özgür ruh diye naralar atıyorduk en son aklımızda hala birileri. Limon a daha neler katılabilirdi ki? Fıkır fıkır bir geceydi enteresandı da sanki. Anadolu vardı, seksapalite vardı, işve cilve vardı, tarih vardı masal gibiydi.
Arkadaşlar vardı işte, biz vardık, bi' de ruhumuz vardı Antalya'da bir otelde.
ben daha iyi bir resim koyana kadar olan kişiler dahilinde bu kadar.
Cumartesi, Ekim 04, 2008
"Kartopu" Oynasak Ya
"Benimde Söyleyeceklerim Var" daki Umud'un, yansıtısı "Bitsin" başlığındaki son cümle gibi hayatım. Bilen bilir..
Tertemiz hissetmeği özledim. Köhne şehirlerin, varoş mahallelerindeki ıssızlıkları düşünürken korkardım eskiden, şimdilerde ise güven duygum tavan yapmış, benliğime sığmıyor; taşıyor, başka kimliklerce taşınıyor bedenim, korkmuyorum.
Can sıkıntımın altına sığınıyorum, kurduğum cümleler geliyor aklıma, kestiğim ahkamlar. Utanıyorum kendimden hatsafhada uzaklaşan benden. Ve yine utanıyorum. Denemek bile istemezdim oysa; kıskaçlar arasında kalma korkusundan. Nitekim kaldım da.. Benden almasına rağmen, nasıl da kakmıştı, herkes gibi.. Kendini birşey sanmıştı. Yaşadım, yaşayacağımda; istemesemde.
Aslı hükümsüz benim varlığımın, ben kirletmedim sayfalarımı, başkaları bulaştırdı kiri pasağı; bir entrikadır, aldı başını gitmekte..
Ezik olma çabasındayım istediğim ve istemediğim kadar.
Bulgurdan köfte, şehriyeden pilav. Üret, türet, yarat birşeyler. Sana kalmışsa. Kar topu oynasak ya bi' ara, sobanın közünde sucuk pişirsek, köze bulansa, pislense.
Ananemin o küçücük fırıldak denen şeyi nasıl da zevkle yere fırlatışını anımsıyorum da; ibretle izleyişim ve o sevimsiz aleti yere her atışımda bir türlü iki tur bile attırtamayışımı..
Özledim küçük şeyleri. Özledim. Kalan son elbisenin benim oluşunu. Özledim.
Cumartesi, Eylül 13, 2008
Kaldırım Serçesi
Bilinmeyene..
SESLENEN Rönesans Casusları zaman: 22:00 0 ATIFLAR
SERZENİŞ Edit Piaf, kaldırım serçesi, toiche
Pazartesi, Temmuz 07, 2008
RUH'a
Ruhum tacize uğradı ücra bir köşede, klas sisteme ayak uydurmak isterkenelimizdekinden de olduk.
Düşüncesizce yazılar yazılmış tümcesiz kalınmış.
Yapraklar geçti, çicekler açtı. Gözlerin aradıgı her yıl tekrarlanan katırtırnaksız ritmler.
anlam katılası yerler var açıklarımda.. Arayan mı bulan mı kaybolan mı dersin?
Benlik hayatını yitirse de ufak bir işaret bekler olmuş hadsizce.. Taşını, kurumuş otunu temizledigim, dikenlerini bile çıkarmadım
izlerin canımı yaksın diye.
Kıvrım kıvrım solucanlar vardı bedenin saydıgım yerde, oysa bir yıl önce gelincik tarlası bahşetmemiş miydi bana?
Bu hükümsüz dizgin dinlemez gücün, ey Tanrı sayılan!
Ruhumu sürükler oldu kıvrak tenlere..
Mutlu olmanın ötesinde tahtayla ayırdıgım taşlar var zihnimde, bir de kıpkırmızı bir gelincik! o kadar solmuşun arasından hala canlı oldugunu gösteren
ruh içinde kırmızı bir ruh!
severdi ya kırmızıyı, gelinciği yine geldim ulaştım sana müdanaa etmeden..
özür ve saygılarımla ruhum..
dey(ğ)iş'im
bir ses duymak -bana seslen istedim- dokun, inan, güven, sığın, acizliğim geldi aklıma..
Ağladım..
Sustum..
Bana birşeyler söyle inanmak istiyorum anlaşılır olduğuma.
kıymetli zamanlar
Yüküm yine hafif, ruhum agır..
Yine taşımıyor beden beni.
Zaman yine koyulaştı!
01/07/2008-00:49
Keşf-i Ziyaret
kişisellikten uzaklaşmıştık. gidilesi yerleri belirleme çabasında bulunmadan bi' heves akyaka'ydı yolumuz. içimize yerleştirdigimiz ufak umutlar vesile oldular keşif duygularımıza. hava kasvetli ve hiç olmadıgı kadar havasında değildi. umutla çıktık ya yola elimizi kaldırdıgımızda bize önerilenlerin hepsini yapacağımız belirlenmişti zaten, bizden habersizce. bir yol çizdik adeta bize yakın olanlardan uzaklara doğru, tecrübesiz, belli belirsiz, az kuruşlu bir yol.. savunulası yanı kıvrak hareketlerle kendimizi bulma çabamızdı. karışıktık hepimiz farklı bedenlerde, farklı ruhlarda. unutulmaya yüz tutmuşlarımızı gönderecektik elimizde kalan son parçalarıyla.
Muğla-bulut-güneş-rüzgar-yol-yol-yol-yol-yol-tecrübe-Datça-Can Yücel-deniz-2/3 lük oda-yol-Hayıtbükü-deniz-yürüyüş-Ovabükü-yol-deniz-Palamutbükü-
gençlik-
Knidos-apağçi- Serbay-kurtuluş-yol-Datça-deniz-Muğla-tecrübe.
Can'a Şarab döktük emri üzerine..
katırtırnakları şevk verdi adımlarıma, kokladıkça anımsadım kokunu.
güvenmesek de sığındık domuz vuran tüfekli abiye, arıcı aileleriyle güldük, teyzemden kısa bir film aldık. dağda kekik topladık. Türkiye'nin en güneyi ile en batısının birleştiği yerde buluştuk hatırlamak istediklerimizle. kaybolduk da kaybetmedik umudumuzu. ay tırnaktı hep en sevilenden. eve dönüşte özendik, utandık, sıkıldık, kızdık. kıramer geliştiren amca çocukları gördük. insan -hayvanlar gördük, tepkisiz.
sadekız, wereyda, hayat...
Çarşamba, Nisan 23, 2008
Bir Otobüs Yolculuğu..
yaşadıklarımdan birer kesit, etkilendigim her birşey.. Benden bişey..
Bir iki kelam etmek isterken dostlarla, iki feribot arasında dalgalara yansıyan ışıkların konuşmasını dinledim, uzatıp ayaklarımı bir hiçe..
Geride bıraktıklarımı düşünerek var olmak..
Beyazdı duvarlarla yan demirler, kahverengi bir bank boylu boyunca uzanırken yeşil tabanlı tutkaçlara, demirden sarkmayı düşledim, aşağıya dogru sallanmak.. Suya.. Huzura..
Sanki birine, bir yere kavuşmak için degil de, yazmak için binmiştim bu kez demir yığınına. Parlak ceketli, kıyma kaşlı adamlar gördüm, çıplak ayakları üşümüş teyzeler, şapkalı gençler..
Otobüste, Mardin şivesiyle kendini "İstanbullu"yum yalanına kaptırmış yaşlı bir kadın vardı yanımda. Karşıdan gelen "Topçular 1" feribotu degil miydi?
Tepedeki evlerin sudaki yıllanmış yansımaları, yakamoz.. Sigara içmeyi bilmeyen ama ısrarla nefes nefes çeken gençler gördüm.. Bir düğün ertesiydi yaşananlar, bir yere dönüş vardı, mutlak olan buydu, gereksiz çabalara girmiştim yeniden. Uyumalıydım.. Bebek ağlıyor, yanımdaki teyzenin o çok eskilerde kalan ağız şapurtusu bile tat katıyordu gereksiz zamanıma.. Dalmışım hayaller kurarken, yazacaklarımı düşünürken, beyaz atletli genç adam geliyor aklıma. Sanki her şey bana birşeyler anlatıyordu, farklı lisanlarda. Zevkliydi.. Keyif aldım.. Kimseler için degilmiş o yolculuk keşfe çıkmıştım adeta, yorum yapabilme hakkımı sonuna kadar sınırsızca kullanmak istedim, en özgür halimle. Kendime geldim..
hiç olmadıgım kadar yalnızdım.
Çarşamba, Nisan 02, 2008
Bir Bayram Arefesi
karakterimin tayini çıkmış fransa da "nice"ye. keyifli bir yolculuktu benimkisi. yaşamadan hissettim fonumda çalanla derinliği. bayram günlerim geldi aklıma. kapıdan hatunun girişi "bayramlıkların hepsi bitmiş, ama annen sana son kalanı bulmuş" deyişi ve gülüşü kocaman. atlamıştım kucagına endişesiz, beni ne halde olursa olsun zarif elleriyle sarmalayacagını bilirdim. griydi elbisem, askıları vardı kocaman, içinde filli bir beyaz gömlek. tarihime gittim, tekerrür ettiren yazgıyla yumuldum karalanası sayfalara.. yeniden.. nasıl da mutlu olmuştum o zaman şimdi hatırlıyorum da.. bütün gün bekledigim bir elbiseymiş megerse.. degildi, aslolanı şimdi anlıyorum elbisenin degil de annenin beklendigini. neler geçiyor akıp giden çerçevemden, bense nelere üzülüp nelerle avunuyorum. güvenmenin binbir türlüsü varken hala birinde kalıyorum. konuşmacı yok, sahne yok, oyuncu da yok. bir ben kalmışım zamandan çaldıklarımla. küçücük bir kızken, hayat ne kadar da güzelmiş diyesi geliyor insanın, hayata. kırılgan bünyeye geçişim zor olmadı, beni içine alırken bana sorulmadı, sorumlu olmak..!
öyle bir şarkıdır ki dinledigim, tarihimi tekerrür ettiren, beni, en anlamlı, en gerçek, en sıcak, en tatlı zamanıma götüren.. bir döngüyse yaşanan ben en tepedekine, en eskime dönmek istiyorum, sınavsız.
SESLENEN Rönesans Casusları zaman: 11:18 0 ATIFLAR
SERZENİŞ anne, hayat, in the mood for love, tarih tekerrür ettiren şarkılar, yumenji
kendim, şahsen, bizzat, ben..
Pazartesi, Mart 24, 2008
ikilemeden doğaç..
................
eskilerden açılan sayfalardan bişeyler seçerken, belkide onlardan ne kadar uzak (yakın) olunmak istegimizi göstermeye çalışmışız. çöktü bir yerlerde liseden mi? en sevilen mi? esmer olan mı, kumral olan mı? yoksa sadece bal gözleri mi?.. leonardo di caprio nun yakışıklı oldugu yıllardan estantaneler...(=)
..............
posta gazetesinin verdiği saçma star posterleri. ilhan mansıza tapan minik lise hatunları. kurtuluşta bir börekçi. hacı hüsrev çingeneleriyle bir yolda mozaik ya. kültür sentezi bi yerde hayat okulu herşeyden önce. karşı komşu. pencere kapalı, perde kapalı. her akşam devir teslim rakıyı şarabı. en güzeli uykunun, en rahatı, en paspalı yaşamın. beşiktaşın en dalgalı zamanları. defile çalışmaları bulvarda. dolmuşla taksim, beleş tepeden kız kulesi. ve taksim ya=)... en güzel yeri gençliğimin. zaman akıp gitmekte süpürmekte ne varsa yaşantılar dahil. her sevilen taksime getirilmekte. kat kat büyümekte karnı geçmişimizin. siroz başlangıcı gibi.
.................
feshane den iskeleye yumulmaktaydı şarap elinde erol. yanında cano, dost, ozzy, iki de salak hatun (kullanmalık).. tekerrür etti tarihim sızıntılarım ilavelerimden çıkarken. şarapçı amcanın gözlerini büyüterek baktıgı rakımızdı rüzgarla dalgalanan saçları, masmavi gözleriyle... mezarlık dayakları.. pierre lotie den seyri aleme dalmak tavşan adasına, bitişimin yerine göz gezdirmek.. bir dede bir anneyi beklemek.. onlardan cilveler sunmak hayata.. kırılgan ruhlarla avutmak gözleri, birilerinin geçişini beklemek.. çılgınlar gibi seslenmek, emel in balkonundan bal gözlüge.. trajik işte keşmekeşin içinden seçilen yırtık hüsranlarmış.. yokuş yukarı çıkarken tıkanmalarımız da zevkliymiş, kaybolmalarımız mezar aralarında...güzeldi.. güzel kalıcak.. kalmalı.
................
spor ayakkabı giyme cezası. 3 geç bi tam gün devamsızlık. sağlık ocağı raporları.. ellerimizle boyadığımız duvarlar. koridor aşkları boylu boyunca.. ve etek boyu. alındığı gibi paysız kısaltılan.
...............
koşuşturmaca içinden seçtigimiz hoşluklar. güvecin yıllanmışlıgından gelen kıyma kokusu.. ilk dükkandan yenmez ama ikinci olan hani handaki minik dükkan.. bir de eker ayran. okuldan kaçılma geyikleri, metin in sopayla kovalaması, testereli bir genç, baltayla topuk yardırmalar.. heveslerin intikamı. aralarda kalmalar sevilenle sevenler muhabbeti..klanda içilen bira, ays ti, küçük saydıklarımın meyve suları. spartaküsün karabiber kokulu tostu.. son sene korkusu, heyecanı, endişesi, kuraklıgı, çoraklıgı.. yitirilenler.
................
velhasıl kelam büyüyüverdik. daha doğrusu öyle sandık. koşarak uzaklaştığımız avlu yabancılaştı bize. sandık ki üniversiteye kapağı atınca herşey tas tamam olacak. bitecek derdi herkesin. ebeveyn mod off olacak..uzaklaştık arkamızda istanbul. yol aldık bandırma izmir aydın.. vardık muğlaya. öyle küçücük öyle kendi halinde. 100 yaşında teyzeleri var. caanım ege. nasıl da sarıp sarmaladı. unutturdu herşeyi. açtı kollarını. marmaris, akyaka, bodrum, fethiye. güzelliğine kapıldık gezipdurduk haliyle=) okulu yazın da sevdik.. ev idare edip hayat idame ettik 3 er 5 er. gece gündüz bilmedik ama otokontrolü yitirmedik. kırsalına gülüp geçtik de saçlarımızı boyatmadık=) öyle ya feleğin çemberi istanbuldu.. biz oradan geldik.
...............
kazandıklarımız, şimdilerde bizlere eklenen etiketlerimiz var, insandan saydıklarımız.. çatı katının üçgenimsi camından bakıp yüksekligin korkusu da degil beklentisiyle sevindik. oldugumuz yer, dostlar, sevmeler kaldırım geyikleri.. itip kakışmalarımız.. kırmızıdan, sınav arifesinden sıyrılan yıgıntılarımız.. çalışma arası.. akyaka nın metrelerce koşulmasına ragmen bitmeyen sığlıgı, iskelede denize döktügümüz "yetti be şevki" yle birlikte attıgımız kinimiz hayata olan.. bekçinin izin vermeyişi "gamra bakıpturu"nun çevikliği.. güldüklerimiz agladıklarımız, tekne turu yanıklıgı, yüksek atlamalar, deniz hayatına yaptıgımız dalışlar.. oynaşmalar su altı geyikleri, su üstü develeri.. deniz inegini sağmak.. fonda kristinla yazmak sonu olmayanlarımızı.. belkileri hanileri keşkeleri düşünmeden ötelemek arta kalanlarımızı.. ve yine bir yaz daha geliyor sondan ikinci kez.. içimizde taşıyacak olduklarımız, sırtımızdan eksilmeyenlerle devam ediyoruz kıyametin içinde.. neresindeyiz bilmeden çözümün.
sonumuzun olmaması.
Cuma, Mart 21, 2008
sancılı sayfa'm
ambulans sesi, demir dograma sesleri, arabaların çıkardıgı yogun motor sesleri, fonda olmalı çalarken, mecalsizce yapraksız sayfalara yazmak geldi içimden. nerden başlayacagımı bilmeden başladım kusursuz olsun istiyorum. içimdekiler dışıma vurmaya çalıştıgım ama her seferinde bir güzel örttügüm yanlarım..
hatrımda kalan koyu bir ten.. aglamaklı bir çift göz, kalıntısız bir tek söz, anlamsız dökülen yaşlar, ellerinin yüzümde dolanışı, saçtaki dokunuşlar, fikrin yoruma kapalı hali.
savunan bir vefa.
SESLENEN Rönesans Casusları zaman: 16:34 0 ATIFLAR
SERZENİŞ Mete Özgencil, olmalı
Cuma, Mart 14, 2008
kime ne? nasıl? nerde? ya bu ne?
planlanmamış hesaplar vardır insan hayatında. nasıl nerden başlanılacagı bilinmeyen ben attım en hafiften adımımı.. başlangıcım ya! en dipten çıkacagım yola. bir sırdaşla belki de tek başıma..
korkulası yönlerimi bırakalı ne kadar uzun zaman olmuş sevilesi yerlerim tükenmiş. ben sevmeden de olsa yaşayabilmek amacındayken. asıl istegim sevilmekti tabi ki tercihleri degişmeyen bir insan arzulardım bende. kalbinin yavaşça ama benimle attıgına sevinecek, yakıştı mı elbisem dedigimde utanacak, örtüler giyinecek, giydirecek çekimser erkegim olsun isterdim..
korktugum olmasın tanrım, tanrım dedim sana çekindirtme beni paylaştıgımı düşündügüm adama karşı. nefes alışım zorlaşsa da aptalımsı yazıların akabinde tutsamda kendimi, çıkış noktam sen olmasanda buluyorum eninde sonunda bir yer kendime her zamanki yerimi...
ben bulmuyorum sanırım artık, kendiliginden beliren bir uç buralar.. virüs yolla belki, belki bu sefer tüketirler sayfalarımı.. yoksa benden olmayanı daha fazla ögretmek istemiyorum bu düşsüz yaratıklara.
"bana neler dedirttin lanet olsun ey adam. ben bişey bilmiyorum. sadece içimden geldigini yapıyor içimden geldigini çalıyor, onunla baglanıyorum kopmuş tutuksuz noktalarıma..."
kifayetsiz kelimeler ya beni anlatamayanlar. sadece a ya basmak ne kadar zor işmiş meger. hele ki okumadan yazmak. sadece kükrüyorum tükenmez tükenenlere. hani seviyordun be vefasız... ürktüm artık istesen de senin ona yazdıgın kadar üzülemem sana.. kendi hayatımdan aldıgım tek varlık ortada zahi olmuş vaziyetlerde...
amanımsı kelimelerin de a.q. umursuzca umursamıyorum, iki agaç altında oluşunu. bir yakın dostla, iki yakın dostla paylaştıgım keskinsiz zavallı roman benim anıtım. nasıl bırakıp geldim seni, senleyken... bir günmüş benleyken ..yakınımdayken nasıl da yıpratmışsınız habersizce..
bu bir mektuptur sevgiliye yazılan.. hüzün mü anlatır sevgi mi henüz ayırt edemedim ya önemi de yok zaten tek bildigim sadece tek bir bakıştır bana bişeyleri anlatan.. kara kaşlar ve kara bir çift göz...
Perşembe, Mart 13, 2008
küçük o daha
küçücük bir nottu kızı üzen..
öncesi oldugunu, varlıgını koruyacagından korkardı hep. korktugu başına gelince anlamıştı bunu yapmaması gerektigini. eksilecegini düşündügü anda yıpratmıştı zavallı bedenini..
inanmıştı bu kez dogrudur demişti. herkeslerde inandırmıştı. nasıl bir oyunsa bu içine almıştı herkes, sanki herkes bilinçli bir şekilde hiç utanmadan yapmıştı bunu. severdi bazen sevilirdi ya ruhlar sadece severmiş meger. sevilmek ne zaman haddine düşmüş ki! sıgınmakta haklıymış nostaljisine. korunacak, güvenecek tek yeri oldugunun farkına varmaktan bıkmazcasına devam ettirmiş küçük gördügü yıprangaç hatayı. yıprangeç demeyi ögrenmiş.
elleri üşümüş yazarken karalarken sayfaları. silip silip yeniden yazmış tüketmiş varlıgını, varlıgından saydıgını. "neden yazdırır eller bana bunları?" diye sorgulamak zorunda kalmış herşey bittikten sonra. fondan sevilesi bir müzik çalarken titremeye başlamış, aç duyguları bedeninin basıncını çekmiş.
her itirafında yıprandıgını söylemek istermiş elbet. tutmak istemiş ama kaybetmek ona göre olmadıgı için yine susmuş. rüyalarda saklarken kalbinin bu denli fırlatıldıgını görünce verdigi öğütler gelmiş aklına. ne gerek var ki derkense bitiyorlugun içinde bulmuş kendini. susma suzan anlat derdini.
konuş artık! erteleme! kesiklerinden ürkme! acıtır belki öldürmez! hoş ölümden korkmayalı yıllar oldu be güzel anam. acı tecrübeleri ögreneli çok oldu. erken olgunlaştın.
"haketmedim yanındayken yalnızlık çektirilmeyi, seninleyken bile özlerim derken şimdi bu da nesi be çocuk fikirlim. boşluklarım var şimdi hadi tamamlamaya çalışsana bulamıcaksın bu kez. gizledim senden herşeyimi. haketmedim... haketmedi.. haketme.. haket.. hak.."
"küçüğüm beni yalnızlıgıma bırakın..." aldatmayın
Pazartesi, Mart 10, 2008
kargaşamsı karmaşamlı benli onlar
karakteristiktir anlar olur ki tutamaz dökersin kelimeleri. tırmanışa geçer istemsiz düşüncelerin dökülmek istercesine. öyle doluyum ki bu düşüncelere... yaşananlar, canlar, tükettim. uzakta beklenenlerim var, beni bekleyenler var. korku dolu bakışlar ardında okudum başka bir candan dökülen ince ince hazırlanmış sunuyu, özel ve önemlilerin özellikle seçildigini hissederek okudum. uyandı bende de zamandan seçmeler. minik elentilerim ardında gizlediklerim.
üşüyorum ısındıgım, sıgındıgımı düşünerek..
ürkütme beni.. azaltma.. seyreltme.. sogurma.. tüketme..
korkmuyorum...sana dönüyorum.. senden gelenleri tekerrür ettikçe..öyle işte..!
Cuma, Mart 07, 2008
kedi "zozi", insan ve türevleri
bir parkın ortasında insan olanla bira içmek, şarkılar söylemek gibi... zoziyi, zozileri sevmek gibi.. ürkek, korkak, kaçan gözlerle bakan zavallı kediler gibi kıtırdata kıtırdata özlüyorum gidenlerimi...
Çarşamba, Mart 05, 2008
sade kız ile arkadaşlık

arkadaş!
nasıl bir terimsin sen? arka kelimesi, arka çıkmak fiili, korumak kollamak, bişeylere -daş'lık etmek ..sırtını dayarsın işte.. pekiştirirsin her görüşmede, her şarkıda, her yerde çekinmeden..
bir gün de aşık olursun seversin kafiyesiz, redifsiz. uyum aramadıgın içinde takılırsın sillesine.. adım adım yaklaşarak sevmeye çalışırsın...ve olaylar..
iş vesilesiyle şehirden ayrılmak zorunda olan sade kız sevdicegiyle vedalaşır. ilerleyen günlerde görüşme zorlugundan dolayı birbirlerini özlemeye başlarlar. sanatkar çocuk ile renkli görünümlü kız bir gün eminönü-kadıköy vapurunda karşılaşırlar. kadıköy'de çay bahçesinde çaylarını yudumlarlarken birbirlerinden etkilenmeleri sözkonusu olur ve istenmeyen olaylar gerçekleşir.
sade kız istanbul'a döndügünde yaşananların farkına vararak arkadaş dedigi sözde renkli görünümlü kızı hayatından, sevdicegim dedigi sanatkar çocugu da hayatı olmaktan çıkarır.
şimdilerde ise sade olmanın güzelligi, en tartılı sözlerle vermiş oldugu vedalarıyla hayat mucibesine devam etmektedir.
sade kız seni seviyoruz...(=
Salı, Mart 04, 2008
görünmez kadın -SBKD-
--cadde başında görmüş O'nu en son, sabahın körüymüş bir chevrolet miş O'nu alıp götüren, 56 model bir kamyonet. yaşlı bir amca birde O varmış kamyonetin arkasında. yaşlı amca çömelik otururken bir yandan da elindeki mendili soluyormuş, soyulmuş düşünceleri ardında... veda ederken amcaya takılan gözlerini çekmek istememiş, O'nun yüzüne bakınca olacakları düşünerek. destek almak için arkadaki çitlere tutunmuş dikenler, batmış ellerine, dikenli teller.. kamyonet horhor sesiyle ilerlerken sadece bir el görünmüş uzaklaşan hayatın ardından.. dönecegi aşikarken kapıldıgı hezeyan yüzünden titremiş soguktan donan bedeni.. günler geçerken mektup beklemiş küçük kız aldıgı haberler yanında, çektigi acıyı bastırmak zor olanı başarmakmış hep yazmak istedigi hikayesine başlamış, anlatmış olanı biteni, bitirmiş mektubu, zarfı kapatırken daha anlatacak ne çok şeyi oldugunu anımsayarak kaçmış mektubu öpüp salmış habere...--
nice zamanlar oldu, yaşadım, yaşlandım tom waits sardı her yanı şimdi argın sesiyle dinleniyor ruhum. son bir kez daha, son bir kez daha, so.. sarılamadım
bitmedi s b k d larım...
yanındayken yaşamak vardı ya uzaktakine dayanamıyorum...seni seviyorum...
damlalarımda saklısın...
SESLENEN Rönesans Casusları zaman: 17:31 0 ATIFLAR
SERZENİŞ hayat, s. b. k. d., toiche
hakiye
kemirgen zamanın degişken ruhlarını tanıdı. düşük ölçütlerle hazırlanmış topluluklar vardı, geçtigi yerlerde. kalıntılar içinden sıyrılamamış çırpınamayan balık misali kokuşmuştu ruhu. kafasını görmek istemeyen insanlara yedirildi, farkına varılamadan. farkına varamadı, o bile, düşüncesizlerin düşledigi kabuslara girince. istemli boklar degillerdi, dedi her kalan solukta. güvenin sarsmış oldugu güvensizlikte küçük bir balıktı işte. fışkırdı sonra bir grup su arkadaşı ve diger balıklar. bir yerlerde onların çaresizliklerine, aldanmışlıklarına, kandırılmışlıklarına bakarken daha da absorbe oldu çekilen sudaki ruhu. geçmişi düşündü, bir bedenken ki hallerini... yüreginde topladıgı kirli kanı nasıl da temizce minik bedeninde dolaştırdıgını. birilerinin midesine giderken, yutulmanın verdigi acıyla canı daha da yandı. küçücük burnuyla sadece besin aramaya çalışırdı oysa ki!
neden ayırdılarki bedeninden...
Pazartesi, Mart 03, 2008
baş harfler!
bizim bi arkadaş var insan dediklerimizden arkadaş diyorum ya en oluru yaraşırından..geçenlerde onun yazdıgı bişeyi okurken dikkatimi çekti de, hep hüznü kederi mi yazar insan!
mutluyum bugünde belki istediklerim olmuyor
belki sevdigim yanımda degil,
belki sevdiklerim mutsuzlar,
belki hayatı hala sallamıyorum
belki ..belki .. işte
böylesi midir mutlu eden insanı böylesiyse de iyiymiş
degişikmiş huzurla mutlulugu ayırt edememek, güzelmiş vesselam
baş harflerden bişeyler çıkarırmış birileri özenmiş...
olsun desemde içime yer etmiş azbuçugundan
katlandık işte..kelimeler hafızamda degil ama görüntü yerinde hala
neyse ki kırılsak da tamirimiz var, herşeyi bilelim derken bildiklerimizden de olduk iyi mi..
peh!
Pazar, Mart 02, 2008
öyle sevmem ama
fonda bilmedik bir müzik degil zerrin çalıyor, zerrin özer, çok dinlemem ya "şimdi rüyalardasın" diyor! vay be anlatılan en iyi kelammış benimle ilgili..
öyle sevmem ama yaptık bir kere girdik aşkın bilmem nesine.. korkaraktan..(=)
yoruma açık yerlerim kabardı bugünlerde, gitti ya! özledim! her gün dememe ragmen duymak istedigi bu degilmiş gibi gereksiz mevzularımız var derbeder karakterlerde..
gereksiz..
öyle sevmezdim ama bulaştım monogami geregi degil benimkisi sevdim akıdeş!
degişik de olsa sevdim. bilmesemde nasıl davranılması gerektigini yanlış mı yapıyorum diye sorgulamadan sevdim..
karmaşık yapılar içinde kargacuk burgacık yazıların arasındayım fes başıma..
sevimsizce ..
dışarı çıkmak zor geliyor havada kokusu kalmış.. tende tadı.. canda izi.. parfüm mü hatırlatan ama çıkarmadım t shirt ünü.. böcegi yanımdan ayırmadım sen yokken...
öyle sevmezdim ya sevdirdin..
Cuma, Şubat 08, 2008
isimsiz
kirlilikler çekti işvesiyle ruhumu içine
yorgun ruhlarla avundum sahte miydi anlayamadıgım yerlerde..
zamanlarım daralmıştı ararken bir omuz , ben mi daraltmıştım olmayan zamanı
çakır keyf dizginsiz muhabbetler ederken, unutulurmuş derlerken
nasıl da savunmasız hale gelirdim her seferinde kendime
mecnun dediler leyla dediler saçma dedim. susun!!
körelmişler bi yerlerde unutmuş birileri bu kör nankörleri
nasıl tepkisiz katotonik şizofren olmuş en tehlikeli yaratıklar bile
geçmiş sana döner mi hiç??
gelecek senden bekler mi ?
sen mi beklersin yokluklarda avunmak adına
güzel bi yüz usulen belirir ya hoş çelişkiden kaçarken sevdigini anlamaya çalışır çogu
neyi neden nasıl sever insan??
sorun mu var sorularımda ?
anlamaz anlayamaz hiç bir canlı sen yokken sensizligin ifadesini..
herkesin ki farklıymış benimki apayrı hatunum..
serseri gibi dagıtmak istiyorum yine sıgınıcak limanlarım sıgınmışken başka korkuluklara
her izleyişimde her dinleyişimde her görüşümde açılıyor sayfamız zamansız..
özledigini anlamak da zor özlemek de en acısı da bilememek nasıl oldugunu..
cezalar verilir elbet en özeli yine sende.. yine çektin en cazibinden alakayı
korkutma içimi seni bekledim..bugünde..
Cumartesi, Ocak 12, 2008
veda..
etmeseydik vedamızı.. etmedik de "hep aklımdasınız" diyen birine...
mezar
durak noktamız. dengelerin buluştugu sözde hükmün verildigi zekaca tanımsız, duygusal baglamda yaşamın en kötü belki ama kişiseliz ya a.. k..! sevdiginse orda varolan pardon yokolan, hani dönüşsüz olan, o zaman huzurun yeridir vesselam.beklentilerin zamansız alır seni tıpkı onu senden alanlar gibi yorumun en alasını yersin ...mezar işte
geçmiş
gelecekten yozlaşmış, üstüne kirler pasaklar bulaşmış, korku dolu bakışlarla donuklaşmış mat tarih. zevkin utandıgı, hayatın sakındıgı bir iki cümledir anlatılmak istenirse şayet. yorumlar yoktur çogu zaman, zaman ya geçmiş ne kadar geçmiş de olsa katacak ya en katmerlisinden cefayı sefasızlıgına, indir-di darbeyi -di'li geçmiş zamanda, indir-miş zamanı miş'li geçmiş zamanda. mutluysan mutluydun be insan, korktuysan da korkmuştun, kaçmışsan da kaçmıştın, sevmişsen de sevmiştin en miş'lilerinde...
yagmur
sorumsuzca ıslanmak, evine gitmek istemeden,sıgındıgın bir dost omuzu,paylaştıgın pek çok seydir destekçin. yanında olanlara sahip çıkarken hiç ummadıgın anda çalar telefon; "merhaba" dersin ses:"sizi unuttugumuzu sanma" demektedir. anlamazsın bir müddet anlamlandırmaya çalışırken ey dost sen miydin beni istedigimle kavuşturan, yoksa istedigim mi bana kavuşmak istedi? anlamak ifade dışı, neyseki zor zamanların fedaisi yine terketti beni, cellat. seninle uyuyacagım kavuşmak istedigim! sadece seninle uyanmak için.yagmurlu bir gündü sorumsuzca ıslandıgım ve ıslattıgım.
ruhi'm
çocukken yarattıgım kahramanım.yıllarca yaşamayı sürdürdük birlikte uzun ömürlü bir ilişkiydi bizimkisi.sürer de dedik beraberligimiz, ben yaratmıştım onu, benim istedigim gibi biriydi.başlarda kumraldı sonra büyüdükçe esmer oldu bal rengi gözler taktım, yeşile çalan gözlerine.kahverengi saçları zamanla siyah kıvırcık oldu.çirkinleşti büyüdükçe ayıpları arttı, sakınırken onu kendimden bile gizleyemez olmuştum hedeflerimi hırslarımı.kırık düşlerde saklanan sakıncalı düşüncelerim arasında gizlemeye karar verdim ruhimi.hoş ben sakladıgımı sandım o çoktan gitmiş ruhlar alemine.hain ruhum! sen de mi bre zındık?aslında yokmuş büyüyünce ögrendim,keşke hiç büyümeseydim
can'a

donuk zamanın boş sayfalarını karıştırdım dün.. yaşamla ölüm arasında kalmış o ince vebali gördüm.
yanımda olmak istermişcesine kucakladı beni.. bende onu.. varlıgı nasılda varmış yoklugunda bile.. becermiş en uzaklardayken de hayatta kalabilmeyi pek çogumuz yapamazken, boşken.. rüya mıydı? hayal miydi? istek miydi? sorumsuzca gelmişti. bu degildi önemli olan gelmişti ya, rüyaydı aslında en güzellerinden.. yaralıydı yüzüm koşuştururken, bi yerlere yetişiyorken tam da o sırada yaralı yüzümü sarmaya gelmişti... o an en berbat eczane bile tertemizdi hijyen olmuştu adeta.. sevdi yüzümü sağ yanımdaydı yaram, önce acıdı, sonra kapandı, sonra iyileşti şefkat görünce.. özlemiş..
saygılarımla ruhum..






.jpg)








